Sosyal Bilimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyal Bilimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2012 Pazar

Narsizm



Narsisizm veya özseverlik, kişinin kendisine tapması, kabaca tabirle kişinin kendisine aşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. Farklı tanımları ve kullanımları mevcuttur.

Sigmund Freud Narsisizmi ‘Dış dünyadan soyutlanan libidonun (cinsel enerji) egoya (ben) yönlendirilmesi’ şeklinde açıklamıştır. Yani libidonun büyük bir depoda toplanır gibi egoda toplanması ve daha sonra nesnelere yönlendirilmesi; fakat kolaylıkla tekrar soyutlanarak egoya yönlenmesi durumudur.

Bebek dış dünya ile ilişki kuramadığı erken bebeklik döneminde gerçek bir narsisizm durumu içindedir. Libido dış dünyaya yönlendirilmemiştir. Bebeğin nesneleri 'ben olmayan nesneler' olarak algılaması aylar alır. 'ben' ve 'ben olmayan' arasında bir ayrım yapamaz. Dış dünyaya ilgi duymuyordur ve dış dünyada bile değildir. Bebek için tek gerçek kendisidir. Acıkması, susaması, üşümesi bebek için tek gerçekliktir. Bu durumu 'birincil narsisizm' olarak tanımlanır.

Bebek büyüdükçe dış dünya ile ilişkileri artar ve dış dünya kurallarını öğrenir. Giderek libidosunu nesnelere yönlendirir; nesne sevgisi ve giderek nesnel düşünce ağırlık kazanır. İnsan her ne kadar libidosuna nesne bulabilse de mutlaka görece olarak bir ölçüde narsisist kalır. Bu durumu 'ikincil narsisizm' olarak tanımlanmıştır.

Narsisizm insan için yaşamını sürdürebilmesi açısından bir ölçüde gereklidir. Bazı durumlarda; kişinin narsisizmi toplum için, hatta kendi akıl sağlığı için makul oranlarda değilse; kişi akıl hastalıklarıyla karşılaşabilir. Önemli psikiyatrik rahatsızlıklar olan nevroz, paranoya hatta psikozda narsisizm etkileri görülmektedir. Birincil narsisizmde bebek dış dünyanın ayrımına varmamışken; ikincil narsisizmde dış dünya gerçekliğini yitirmiştir.

Narsisizmin çok özel bir türü de; Roma sezarları, Mısır firavunları, diktatörler gibi çok güçlü kişilerde bulunan türüdür. Bu insanlar adeta nefes alıp yürüyen yeryüzü tanrıları gibidirler kendi gözlerinde. Yaşam ya da ölüm gibi önemli doğa olaylarına bile bir tek cümleyle karar verebilmekteydiler. En büyük korkuları güçlerini kaybetmeleri, ölüm, etraflarındaki herkesin kendilerine düşman olmasıydı. Güçlerinin ve şehvetlerinin bir sınırı yokmuş gibi davranmaya çalışırlar, sayısız insan öldürüp, sayısız şatolar kurarlardı. Varlıklarının kendilerinin de çözemediği sorununu insan değilmiş gibi çözmeye çalışsalar da aslında durumları düpedüz deliliktir. Dış dünya 'ben' olmadığı için, narsisist kişi dış dünyayı anlayamaz/algılayamaz ve bu durum kişide korku yaratır. Diktatör gitgide daha yıkıcı, daha yalnız ve korkak olur.

Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynıNarkissos gibi erirler, çökerler. Başkalarının hakkına saygı göstermeden ve gerçeklerle bağdaşmasa bile daima kendilerini haklı göstererek ve o hedefi, gerekli emeği vermeden bile haketmiş sayarak en önde, en gözde ve tek olmak isterler. Kendilerini başkalarının yerine koyamaz ve başkalarini anlayamazlar. Sanki her şey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun her şeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa vardır, aksi halde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir. Gerçekle bağdaşmayan, başkalarinin zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun, kendi plan ve hedeflerine hitap eden maddi ve manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında öfkelerine hakim olamaz, saldırganlaşır, çöker, hatta ağır psikotik tablolara girerler.




tr.wikipedia.org

Çalışma Psikolojisi





Çalışma psikolojisi, eskiden sanayi kuruluşlarında, günümüzde ise çok çeşitli kuruluşlarda uygulanan psikoloji bilim dalıdır. Çalışan kişilerin ruh halleri ile ilgilenir.

Almanya’da çalışma ve iş psikolojisi, Polonya’da psikoteknik ve Fransa’da çalışma psikolojisi olarak isimlendirilir. en bu bilim dalı, uygulamalarının artık y

Tarihsel gelişim

Çalışma psikolojisinin yakın tarihte ortaya çıktığı düşünülmektedir, ancak bazı Avrupa ülkelerinde bu alanda 1920’den önce yapılmış bazı çalışmalar vardır. Örneğin L.O Patrizi Modena, İtalya’da 1889’da bir çalışma psikolojisi laboratuarı kurmuştur. 1908 Lahy Fransa’da demiryolu mühendisleri için iş tasarımı ve seçme konuları incelemiştir. İngiltere’de 1918’de Sanayi Yorgunluk Araştırma Kulübü oluşturulmuştur. 1919’da Almanya ve İsviçre’de seçme testleri programları uygulanmaya başlanmıştır. 1920’de Polonya’nın Krakow kentinde Psikoteknik Enstitüsü kurulmuştur. (Baysal, 1993:41-42)

Çalışma Psikolojisi yazını incelendiğinde aslında 2 temel yapı üzerine inşa edildiği görülür. Bunlardan ilki bireyin işine uyumlaştırılması (fitting the man to the job ‘FMJ’) diğeri ise işin bireye uyarlanması (fitting the job to the man ‘FJM’) dır.

Bireyin işe uyarlanması; personel seçimi, eğitimi ve mesleki yardım (uyum) aşamalarını içerirken; işin bireye uyarlanması ise, görevlerin tasarımı, alet ve edavatların bireye göre düzenlenmesi ve çalışma koşullarının bireyin fiziksel ve psikolojik yapısına göre şekillendirmesi süreçlerini içermektedir.

Çalışma psikolojisi bilim dalı sadece bireyin işe uyumu ve işin bireye uyumlaştırılması sürecini ifade etmez. Diğer yandan birey ve işi arasındaki ilişkiye yönelik “beşeri ilişkiler yaklaşımı” da çalışma psikolojisi bilim dalının önemli yapı taşlarındandır. Hatta bu konudaki önemli gösterge Hawthorne Araştırmalarının çalışma psikolojisi bilim dalında önemli bir kilometre taşı olarak görülmesi gösterilebilir. Beşeri ilişkiler yaklaşımı ile örgüt, birey ve grup kavramları arasındaki ilişki telaffuz edilmek istenmektedir. Dolayısıyla çalışma psikolojisi bilim dalının değer verdiği önemli başlıklar, örgüt, birey ve örgütte oluşan gruplardır. Bu üçlü arasındaki ilişki ağı çalışma psikolojisi terminolojisinin önemli bir kısmını teşkil eder. (Arnold, Cooper,. Robertson, 2004)
Kavramsal açıklama

Çalışma Psikolojisi bilim dalına ilişkin net bir tanımlama yapılamamaktadır. Bu sıkıntının temelinde kavramın ülkeden ülkeye ve yazardan yazara farklı yaklaşımla ele alınması yatmaktadır. Çalışma Psikolojisi kavramı daha çok Almanya’da kullanımı yaygın olan İş Psikolojisi (Arbeitpsychologie) kavramına eş anlamlı bir kavramdır. İş Psikolojisi dalının iş ve çalışan arasında sınırlı kalması kavramın içeriğini daraltmaktadır. Bu nedenle çalışma psikolojisi kavramının “İş Psikolojisi” kavramının kapsamını genişlettiği düşünülebilir. (Tınar, 1996:24) Örgüt Psikolojisi ise, örgütte geliştirilen stratejik yaklaşımlar çerçevesinde örgüt ve birey uyumuna odaklanır.

Çalışma Psikolojisi, “çağdaş gelişmelerin gereği olarak sistem yaklaşımı içinde, işletmede çalışan bireyi, onlardan oluşan grup ve örgütü bir bütün olarak ele alır ve inceler”. (Sabuncuoğlu, 1984:3) Bu tanımda görüldüğü üzere “çalışma psikolojisi”, örgütte yer alan birey ve grupları bir bütün olarak ele alır. O halde “örgüt psikolojisi” ile “çalışma psikolojisi” arasındaki ayrışma, bilim dallarının bakış açılarına dayanmaktadır. : “Çalışma psikolojisi” bireyi odak noktası olarak alırken; “örgüt psikolojisi” örgütü odak noktası olarak alır. Bu bağlamda “çalışma psikolojisi” bilim dalı, bireyin çalışma yaşamına ilişkin koşullarının iyileştirilmesi, çalışma yaşamına ilişkin sorunlarının giderilmesini ve bireyin çalışma yaşamı kalitesinin arttırılması sağlamayı hedefleyen bir disiplindir.

Genel olarak bir tanıma gidilmek gerekirse, “Çalışma Psikolojisi; çalışma yaşamında psişik sorunlara yol açan alanları inceleyen, sorunların nedenleri ve çok yönlü etkileri ile çözüm yollarını araştıran, çalışma yaşamı ve çalışan insan arasında sağlıklı ve verimli bir uyum sağlamayı amaçlayan, bu yönde bilgi üretimi için çaba gösteren bir bilim dalı olarak tanımlanabilir”. (Tınar, 1996:26)

Günümüzde çalışma hayatında, çalışanların ilgi, yetenek ve işlerinden beklentileri ya da amaçları ile örgüt amaçları arasında uyumun sağlanması ideal bir istihdam ya da yöneltme ilkesi olarak kabul edilebilir. Bu uyum esasının gerçekleştirilmesi çalışma psikolojisinin başlıca hedefi olmaktadır. (Silah, 2005:24)






tr.wikipedia.org

Majör Depresif Bozukluk



Majör depresif bozukluk, Majör depresyon, veya Klinik depresyon, kişinin sosyal işlevlerini ve günlük yaşama dair etkinliklerini rahatsız edecek, bozacak dereceye ulaşmış üzüntü, melankoli veya keder durumudur.

Kişinin ilişki ve etkinliklerini etkilemeyen, üzgün olma durumu ve kişinin moralinin bozukluğu çoğu zaman depresyon olarak anılır. Fakat klinik depresyon tıbbi birteşhistir ve günlük kullanımdaki depresif olma durumundan çok daha farklıdır. Depresif kişi kendisini yorgun, üzgün, tembel, sinirli, motivasyonsuz ve apatik hissedebilir. Klinik depresyon, normal üzüntü hissinden daha yoğun, sürekli ve kişinin günlük işlerini etkileyecek düzeydeki çökkün bir duygusal durumu ifade eder.

Yaşam boyu yaygınlığının % 17-19, bir yıllık yaygınlığının ise % 1-9 arasında olduğu bildirilen “Majör Depresif Bozukluk” (MDB) (Angst 1992); sık görülen, atakları uzun süren, süreğenleşme, depreşme ve yineleme oranları yüksek, şiddetli fiziksel ve psikososyal yeti yitimine neden olan yıkıcı bir bozukluktur.Depresyonun neden olduğu yeti yitimi, sosyal ve mesleki alanlarda olabilir ve kişinin aile düzeni ile ekonomik durumuna olumsuz etkiler yapabilir. Depresyon, birey kadar çevresi ve bakımını üstlenenler üzerinde de olumsuz etkiler yaratır (Davis ve Glassman 1989). İntihar girişimi sonucu ölüm oranı % 15 olan ve intihar sonucu ölümlerin yaklaşık % 50’sinden sorumlu olan MDB’nin toplumsal maliyeti oldukça yüksektir (Angst 1992).

Hastalık esnasında kişide ruhsal açıdan, ani sinir bozuklukları, deporsanalize olma, aşırı kaygı ve korku, özsaygı yitimi görülür. Fiziksel etkileri ruhsal semptomlara bağlı olarak, aşırı kilo kaybı, sinirsel mide bozuklukları, kusma, aşırı terlemedir. İlaçla tedavi edilmeden, kendiliğinden geçme olasılığı düşük bir hastalık olduğu gibi olumsuz dış etkenler hastalığı tetikler ve nöbetlerin artmasına yol açar.

Tedavi süreci hastanın iyileşme isteğiyle doğru orantılı olarak gelişme kaydederek ilerler. İlaç tedavisi sırasında, ilacın dozuna bağlı olmaksızın ara ara nöbetler ve/veya ataklar yaşanabilen bir hastalıktır.
Belirtileri

Klinik bir sendrom olan depresyon, kişinin duyguları, düşünceleri, bilişsel işlevleri, davranışları ve bedeninin bazı işlevlerinde değişiklikler meydana getirir. Depresyonda sözcüğü çoğunlukla hayal kırıklığına uğramış, sinirli ya da benzer olumsuz duygulara işaret eden terimlerin yerine kullanılır. Depresyon, hastalık olarak kabul edilebilmesi için belirtilerin kişide en az 2 hafta görülüp kişinin işlevselliğini bozması gerekmektedir.


depresyon tanısı konulabilmesi için belirtilerin en az 2 hafta bulunma koşulu aranır. Belirtilerden depresif duygulanım ve hayattan zevk kaybı ve ya ilgi kaybı kişide bulunması zorunludur. Diğer belirtilerden en az 5 tanesi eşlik etmelidir.depresyon bilişsel ve vejatatif belirtilerden oluşur. Hayattan zevk kaybı, ilgi azalması, konsantrasyon bozukluğu, dikkatte azalma ve buna bağlı unutkanlık, karasızlık, değersizlik hissi, suçluluk hissetme, intihar düşünceleri, karamsarlık gibi bilişsel belirtilerin yanında uykuda artış yada azalma -ki bu durum daha çok uykuya dalmakta güçlük ve her zamanki uyanma saatinden 1-2 saat erken uyanma ile kendini gösterir- iştahta azalma yada artış, enerji azlığı, yorgunluk, psikomotor retardasyon denilen hareketlerde yavaşlama, (bazen artış gösterebilir) cinsel istekte azlama olarak kendini gösterir. Bu duyguların yanı sıra, bazı depresyon hastaları huzursuzluk, endişe ve kaygı hislerinden de şikayet ederler. Bazen de çabuk rahatsız olma ve sinirlenme gibi duygusal değişikler gözlenebilir.

tr.wikipedia.org

Çoklu Zeka Kuramı



Çoklu zekâ kuramı 1983 yılında Howard Gardner tarafından zekâyı tek ve baskın bir yetenek olarak görmekten ziyade, çeşitli ve özel boyutlardan oluştuğunu öneren bir modeldir.


Gardner bilişsel yeteneklerin geniş bir yelpazeden oluştuğunu ve aralarında sadece çok zayıf bir korelasyonun bulunduğunu savunmaktadır. Örneğin, kuram çarpma işlemini kolayca öğrenen bir çocuğun, bu görevde zorluk yaşayan bir çocuğa göre daha zeki olduğunu söylemez. Basit çarpma işlemlerinde uzmanlaşmak için zaman harcayan bir çocuk 1) çarpma işlemini farklı bir yolla öğrenebilir, 2) matematik dışındaki bir alanda üstün olabilir, 3) hatta çarpım sürecini derin bir seviyede anlıyor veya tamamen farklı bir süreç olarak görüyor olabilir. Temelde derin bir anlayış içermesi de yavaşlığa ve çarpım tablosunu hızlı hatırlayan çocuğa bakıldığında potensiyel matematiksel zekâsının gizlenmesine neden olabilir.



Kuram ortaya atıldıktan sonra farklı tepkilerle karşılaştı. Geleneksel zekâ testleri ve psikometrikler genellikle zekânın boyutları ve farklı görevler arasında Gardner'ın kuramının öngördüğü düşük ilişkiden ziyade yüksek korelasyon bulmakta. Yine de birçok eğitimci kuramın önerdiği yaklaşımların uygulamalı değerini destekler.
Çoklu Zekâ [değiştir]

Gardner bir davranışın bir zekâ olabileceğine dair birçok ölçüt dile getirdi.[2]

Bu ölçütler:
Beyin hasarından beynin korunması potansiyeli,
Evrimsel tarihteki yeri,
Çekirdek etkinliğinin oluşumu,
Kodlamaya duyarlılığı (sembolik ifade)
Farklı gelişimsel devamlılığı,
Bilgilerin, dahilerin ve diğer olağanüstü insanların varlığı,
Deneysel psikoloji ve psikometrik sonuçlarla desteklenmesidir.

Gardner dokuz yeteneğin bu ölçütleri karşıladığını savunur:[3] [4]
Uzamsal
Sözel
Matematiksel-Matematiksel
Kinestetik
Müziksel
İçsel
Sosyal
Doğasal
Varoluşsal

Yukarıdaki zekâ çeşitlerinin yanı sıra, Gardner Ahlâk zekâsı'nın da 10. boyut olmaya değer olduğunu belirtmektedir.[5]
Mantıksal-Matematiksel [değiştir]

Bu alan mantık, soyutlamalar, nedenleme, numaralar ve eleştirel düşünmeyle ilgilidir.
Uzamsal [değiştir]
Ana madde: Görsel Zekâ

Bu alan görsel-uzamsal yargılar ve zihnin gözüyle görselleştirme yeteneğiyle baş eder. Bu zekâ türüne uygun olan meslekler artist, tasarımcı ve mimarlıktır. Uzamsal zekâya sahip bir insanın yap-boz oyunlarında da iyi olduğu görülmektedir.
Sözel [değiştir]

Bu alan kelimelerle konuşma veya yazma becerisiyle ilgilidir. Yüksek sözel/dilsel zekâya sahip insanlar için kelimeleri ve dilleri öğrenmek kolay gelir. Okula, yazma, hikayeler anlatma ve kelimeleri tarihleriyle birlikte hatırlamada iyidirler. Okumaya, not tutmaya, dersleri dinlemeye ve öğrendiklerini tartışmaya eğilimlidirler. Sözel/dilsel zekâya sahip kişiler yabancı dilleri çok kolay öğrenebilmektedir.
Müziksel [değiştir]

Bireyin müzikle, müziksel ve ritimsel formlarla kendini ifade edebilme, müzik ritimlerini algılayabilme yetenekleridir.
Varoluşsal [değiştir]

Bazı çoklu zekâ kuramı savunucuları ruhsal veya dini zekâyı olası bir zeka tipi olarak önerdi. Gardner ruhsal bir zekânın varlığını kabul etmese de, "varoluşsal" zekânın yararlı bir yapı olabileceğini belirtti.[6] Varoluşsal zekânın hipotezleri ise eğitim araştırmacıları tarafından keşfedilmiştir.[7]

Sonsuz ve sonsuz küçüklükte duyusal verilerin ötesindeki soruların veya olguların üzerinde düşünme yeteneği. Bu zekâ türüne uygun kariyer veya meslek gruplarına şamanlar, rahipler, matematikçiler,fizikçiler, bilim adamları, evren bilimciler ve filozoflar.
Kinestetik [değiştir]

Bir ürünü ortaya koymak, bir problemi çözmek, kendini ve duygularını ifade edebilmek için vücudun bir bölümünü veya tamamını kullanabilme yeteneğidir.
İçsel [değiştir]

Kişinin kendisi hakkında sahip olduğu gerçek bilgi ve anlayış ile uyumlu davranışlar sergilemesi ve kendisini tanıma yeteneğidir.
Doğasal [değiştir]

Doğayı tanıma ve anlama, yaşayan canlıları tanıma, doğanın dengesini anlama, canlıları tanıma ve sınıflandırma yeteneğidir.
Sosyal [değiştir]

Bireyin çevresindeki kişilerin isteklerini, duygularını ve ihtiyaçlarını anlama, yorumlama ve kişilerle etkili iletişim kurabilme yeteneğidir.
Eğitimde kullanımı [değiştir]

Gardner(1999) zekâyı ‘‘bir kültürel ortamda problem çözme veya kültürün bir değeri olan bir ürün yaratma bilgisinin etkinleştirilebilir biyopsikolojik potansiyelidir.’’ (s. 33-34). Gardner'a göre bunu etkinleştirmek için sadece mantıksal ve dilsel zekâdan daha fazla yol vardır. Gardner okullaşmanın amacının "insanların zekâlarının geliştirilmesi ve mesleksel veya meslek dışı hedeflerine ulaşmaları için zekâ spektrumlarına uygun düzeyde yardım edilmesi gerekir. Yardım alan insanlar ise topluma daha yapıcı bir biçimde hizmet etmeye heves duyarlar." [8]

Geleneksel olarak okullar mantıksal ve sözel/dilsel (özellikle okuma ve yazma) zekânın gelişimini vurgulamaktadır. Dünyada uygulanan IQ testleri ise (Türkiye için YGS, ALES vb.) çoğunlukla mantıksal ve sözel/dilsel zekâya odaklanmaktadır. Bu testlerde iyi yapanlar prestijli okullara ve üniversitelere gitmektedirler. Birçok öğrenci mantıksal ve sözel alanlarda iyi olmalarına rağmen, bu alanlarda çok iyi olmayan öğrenciler de bulunmaktadır. Helding'e göre (2009) [9], "Standart IQ testleri belirli bir zaman içerisinde kazanılan bilgiyi ölçer ve sadece kristalleşmiş sabit kare görüntüsü sağlayabilir. Bir insanın öğrenme yeteneğini, yeni bilgiyi özümlemesini veya yeni problemleri çözebiliyor olduğunu ölçemez." (s.196). Gardner'ın kuramı öğrenciler eğitimin geniş görüsüyle hizmet aldığı taktirde daha iyi olacağını savunur. Bu hizmetler öğretmenleri farklı metodolojiler, alıştırmalar ve etkinliklerle her öğrenciye ulaşabileceğini içerir. Eğitimcilerin ‘‘bu öğrenciyi bu konuyu öğrenirken çalıştıracak yollar’’ bulmaya zorlar (Gardner, 1999, s.154).

James Traub'ın The New Republic'teki makalesi Gardner'ın sisteminin birçok akademisyen veya öğretmen tarafından kabul edilmediğini belirtmektedir. Gardner ise şu sözleri sarfeder: ‘‘Çoklu Zekâ kuramı birçok deneysel kanıtlarla tutarlıdır ve şuana kadar deneysel testlerle güçlü bir şekilde inkâr edilememiştir... Kuram uygulamaları eğitim alanındaki birçok projede incelenmiştir. Bizim önsezimiz birçok defa gerçek sınıf deneyimleri ışığında gözden geçirilmek zorundadır.’’(Gardner, 1993, s. 33).

Kısa süreli bellek işlemlerini keşfeden psikologlardan biri George Miller, The New Yoruk Times Book Review'da Gardner'ın savının "önsezi ve düşünce"ye indirgendiğini yazmıştır (s. 20). Gardner'ın daha sonraki çalışması fikirleri biraz değiştirmiştir. Son dönemde kendini zekâ çalışmalarına adamış Psikoloji, Kamu Politikaları, ve Kanun Gardner'ın çalışmalarına yer vermemektedir.

Çoklu zekâ kuramının uygulamaları geniş bir alanı kapsamaktadır. Zorluk yaşayan bir öğrenciyle karşılaşan her çeşit öğretmen çoklu zekâyı bir çerçeve olarak kullanabilmektedir. Genellikle, bu kuramı destekleyenler öğrencilerinin farklı zekâlarını kullanabilmeleri ve geliştirebilmeleri için fırsatlar sağlamaktadır.
Eleştirel Tepkiler [değiştir]
Zekâ'nın tanımı [değiştir]

Kuramın temel eleştirilerinden biri onun ad hoc olmasıdır: Gardner "zekâ" kelimesinin anlamını genişletmiyor; aksine zekânın yokluğunu reddederek tıpkı diğer insanların "yetenek" kelimesini kullandığı gibi geleneksel olarak "zekâ" kelimesini kullanıyor. Bu uygulama Robert J. Sternberg (1983, 1991), Eysenck (1994), ve Scarr (1985) tarafından eleştirilmiştir.

Çoklu Zekâ kuramının savunucuları, zekânın tanımının çok dar olduğunu ve insanların düşünme ve öğrenme yollarının çeşitli olmasının tanımını genişletebileceğini öne sürmektedir.
Uzamsal zekâ [değiştir]

Gardner IQ testlerinin sadece sözel ve mantıksal-matematiksel yetenekleri ölçtüğünü savunur. Psikolog Alan S. Kaufman ise IQ testlerinin yaklaşık 70 yıldır uzamsal yetenekleri de ölçtüğünü savunnmaktadır.[10]

tr.wikipedia.org

Pesimizm Nedir?



Kötümserlik kavramı (pesimizm) iyimserlik (optimizm) kavramının tam karşıtı olarak, dünya görüşü ve yaklaşımında düzeltilemeyecek kötü bir dünya portresidir. Kötümserler her zaman kötü biten bir son düşünürler. Gelecekle ilgili düşünceleri her zaman için ümitsiz ve değişmez bir olumsuz tasavvurun ötesine geçemez.

Felsefede Kötümserlik 

İstenç ve Tasarım Olarak Dünya adlı eserinde Arthur Schopenhauer radikal bir metafizik kötümserliğini nedenselleştirmiştir. Temel cümlesi olan "bütün yaşam acı çekmedir" (Alles Leben ist Leiden) ya da tüm hayatın tek bir kelimeyle açıklaması olarak gösterdiği "çabalama" (streben) filozofun dünyaca tanınmış en önemli kötümserlerden olduğuna birkaç örnektir yalnızca. Özellikle 20.yy düşün dünyasında kötümserlik büyük bir ölçüde kendini gösterir. Kötümserliğin etkilediği isimlerden birkaçı olarak Émile Michel Cioran, Ulrich Horstmann, Ludwig Marcuse, Theodor Heuss gösterilebilir.

tr.wikipedia.org

Kabus Nedir




Kâbus en genel olarak uyurken kişiye güçlü bir duygusal rahatsızlık veren rüyalardır. Hayalet, canavar, cadı, vahşi hayvan gibi korku ve terör ögeleri içerebilirler. Acı çekme, düşme, boğulma ve ölme de sık rastlanan kâbuslardandır. Yüksek ateş gibi fizyolojik nedenlerden olabilecekleri gibi, kâbusu görenin hayatındaki beklenmedik bir stres ya da travma gibi psikolojik nedenleri de olabilir. Kimi zaman nedensiz yere görüldükleri de olabilir. Bazen kâbuslar o kadar etkili olur ki, uyuyan kişiyi halen yaşadığı duyguları taşır bir halde uyandırır, ve kişi uzun bir süre etkisinden kurtulamaz.

Arada bir kâbus görmek normal olarak kabul edilmektedir. Ama sürekli kâbus görme durumu daha önemli bir sorunun habercisi olabilir, kişinin uyku düzenini bozabilir ve sağlığını etkileyebilir. Bu nedenle sürekli kâbus gören kişilerin doktora gitmesi gerekebilir.

tr.wikipedia.org

Hipnoz



Hipnoz Psikoloji'ye göre, telkine yatkınlık gösteren bir tür yapay uyku veya uyku-uyanıklık arası haldir. Terimi ilk kullanan, Yunan mitolojisindeki uyku ilahının adından (Χυπνος) esinlenen İskoç hekim S. James Braid'dir (1795-1860). Hipnoz , ruh ve beden ilişkisinin (sonuçta perispri ve beden ilişkisinin) gevşemesi sonucunda oluşan bir degajman halidir.

Metapsişikteki Hipnoz Yöntemleri

Hipnoz hali iki yolla sağlanır: Manyetizma yoluyla (manyetik uyku) ve hipnotizma teknikleriyle (hipnotik uyku). Manyetizma yöntemlerini süjeler üzerinde bilinen anlamda ilk uygulayan ve bu etkiye "hayvansal manyetizma" adını veren kişi, canlılar üzerindeki manyetizmanın kâşifi sayılan, Franz Anton Mesmer'dir (1734-1815). Manyetik hipnoz, hipnotik hipnoza kıyasla hem daha derin ve doğal bir degajman halidir, hem de ruhsal incelemeler için, daha yararlı, bol ve verimli olanaklar sunar. Manyetik hipnozda ayrıca hipnotik hipnozda görülen zarar ve tehlike olasılıkları pek bulunmaz. Manyetik hipnoz hali telkinle oluşmaz ve telkinle ortadan kalkmaz. Hipnoz altındaki kişi yalan söyleyemez. Hipnoz altındaki kişiye vicdanına ya da vicdani iradesine uymayan eylemler yaptırılamaz.Metapsişikçiler yeterince bilgi, görgü ve deneyime sahip olunmadan hipnoz deneylerine kalkışılmamasını, aksi takdirde tehlikeli ve zararlı sonuçlarla karşılaşmanın çok muhtemel olduğunu belirtmektedirler.

Hipnozun üç temel hali

Hipnozun derinlik derecelerine ve özelliklerine göre farklı çeşitleri vardır. Başlıca üç hipnoz hali vardır:
Letarji (şarm, telkin, inangaçlık hali): Neo-spiritüalizm, hipnozun bu aşamasını “kendiliğinden imajinasyon” aşaması olarak görür. Hipnozun bu halinin en belirgin özelliği süjenin telkine şuursuzca yatkınlık özelliğidir. Bu haldeki süjede telkin yoluyla, beş duyuyu ilgilendiren hipnotik halüsinasyonlar yaratılabilir.
Katalepsi (donma hali): Süjenin gözleri açık olmakla birlikte, kasları donma denilen derecede uzun süre sabit kalır. Organlarını bırakıldığı konumda tutar. Çevredeki gürültüleri duymamakla birlikte, müzikten etkilendiği saptanmıştır. Telkin alma yeteneği azaldığından, emirler sonuçsuz kalır. Hipnozda tehlikeli bir safhadır. Hastanın uyandırılamaması söz konusudur. Hipnozitör, hipnozun bu safhaya geçmesine müsaade etmez.
Somnambülizm (uyurgezerlik hali): Süje kendisi üzerindeki kontrol yeteneklerini biraz daha bilinçli ve kapsamlı olarak tekrar kullanmaya başlar. Telkin doğrudan doğruya olanaklı değildir, ancak ikna yoluyla olanaklıdır. Süjede olağan halde görülmeyen bir zeka ve muhakeme yeteneği belirir. Bu şuur hali 'superconscience' olarak adlandırılmıştır. Somnambülizm hali de belirtilerine ve derinlik derecelerine göre kendi içinde sınıflara ayrılır. Hipnozdaki bu yapay somnambülizm (somnambulisme provoqué) hali "doğal uyurgezer" denilen insanlarda kendiliğinden oluşmaktadır ki, doğal uyurgezerler bu haldeyken, zeka gerektiren karmaşık faaliyetlerde bulunabilirler, fakat uyandıktan sonra, yapmış oldukları bu faaliyetlerin hiçbirini hatırlamazlar.

Hipnozun Kullanım Alanları

Günümüzde spiritüalizmde ve parapsikolojide kullanılmasının yanı sıra, psikoterapide, kriminolojide ve sancısız doğum, sancısız diş çekme (-A.B.D.’deki dişçilerin yaklaşık dörtte birinin uyguladığı belirlenmiştir, yabancı dili çabuk öğrenme gibi çeşitli amaçlarla birçok alanda kullanılan bir yöntemdir. Ayrıca uluslararası istihbaratta da kullanıldığı ileri sürülmektedir. Manyetik hipnozla yapılan tedavi sistemine ve uzmanlık alanına kimi ülkelerde biyoterapi adı verilmektedir. Bir başka uyku türüne ilaçla (enjeksiyonla) uyku denilmektedir, fakat bu uyku yöntemi metapsişikçilerce, bilinen hipnoz yöntemleri kapsamında ele alınmadığı gibi, bu uyku hali de hipnoz olarak ele alınmaz..

tr.wikipedia.org

Anarşist Sembolizm


İsmiAçıklamaResmi
Daire İçinde Aİnsanların genellikle bildiği ve alışık oldukları anarşi sembolü bir daire içine çizilmiş büyük bir A harfidir (soldaki resme bkz.). Bu monogram, Latin alfabesinde "anarşi" ve "anarşizm" kelimelerinin "A" harfiyle başlamasını kaynak alır. Bazıları dairenin birlik ve beraberliğin sembolik temsili olduğunu düşünmüştür. Daire aynı zamanda sembolik olarak örgütlenme anlamını da taşır.
Bu karakter Unicode'da U+24B6 kodu ile yazılabilir. Ek olarak, "@" ve "(A)" sembolleri de hızlıca bu sembolü kastetmek için bilgisayarda kullanılır.
Anarchy-symbol.svg
Kara Bayrak1880'lerden beri kara yani siyah rengi anarşi ile özdeşleştirilmiştir. Birçok anarşist grup isimlerinde "kara" kelimesini kullanmıştır. Kara Bayrak (Black Flag) isimli çeşitli anarşist periyodik yayınlar da çıkmıştır.
Bayrağın tek renkli karalığı, her türlü ezici ve baskıcı yapının inkarını temsil etmektedir. Tamamen siyah ve sadece siyah rengi barındıran bir bayrak, neredeyse biranti-bayraktır. Ayrıca, dünya genelinde beyaz bayrak (tamamen beyaz renginde olan) daha büyük bir güce teslim olmak anlamına gelir ki bu açıdan da kara bayrak anlam olarak beyaz bayrağın tam tersi olarak görülebilir. Ayrıca bazıları kara bayrağın direniş sırasında ölen şehitler için ağıt niteliği taşıdığını, bunu sembolize ettiğini düşünmüştür.
Kara bayrak ayrıca Şia Müslümanları tarafından da taşınır ve semboliktir.
BlackFlagSymbol.svg
Kara - Sarı BayrakKara - sarı bayrak anarko-kapitalizm hareketin sembolüdür. Altın-Kara Bayrak, 2002'de "AnarkoKapitalistisk Front" veya "İsveç Anarko-Kapitalist Cephe" bayrağı olarak gözükmüştür. Andrewrogers ve diğerleri bu bayrağı kullanırlar.
Ancapflag.svg
Kara - kızıl BayrakKara - kızıl bayrak anarko-sendikalizm ve liberter (liberteryen) komünist hareketin sembolüdür. Diğer anti-kapitalist anarşist hareketlerden çok daha büyük bir orandasosyalizm ve anarşizm esasları taşıyan bir harekettir. Bayrak da kökenini buradan alır, (belirtildiği üzere) nasıl siyah (kara) renk anarşizm için geleneksel ise, kırmızı (kızıl) renk de sosyalizmin geleneksel rengidir.
Anarchist flag.svg
Kara KediVahşi kedi olarak da anılan kara kedi sembolü, pençeleri, dişleri çıkmış parlayan, sırtı kabarmış bir kara kediden ibarettir. Bu sembol de anarşizm, özellikle de anarko-sendikalizm ile ilişkilendirilmiştir. IWW'deki önemli isimlerden olan Ralph Chaplin tarafından tasarlanmıştır.
Tarihsel planda, kara kedi cadılık, kötü kehanet veya ölüm gibi olgularla özdeşleştirilmiştir. Kara kedinin simgesel özelliği İbrani ve Babil kültürlerine kadar gider. Cadılık unsurları modern zamanlarda da çoğunlukla da neo-kültik hareketlerde yer almaktadır ve kara kediyi hâlen bir sembol olarak kullanmaktadır. Yine Wicca da kara kedi sembol olarak kullanılır. Yine de bu ikisi (modern cadılık ve Wicca) kara kedi sembolünü sırtı kabarmış bir tür saldırı pozisyonundaykenki hali ile kullanmazlar.
Anarchist back cat.jpg
Kara HaçAnarşist Kara Haç (Anarchist Black Cross) örgütünün ana amacı tüm hapishanelerin kaldırılmasıdır. Çarist Rusya'da siyasi mahkûmları desteklemek amacıyla kurulmuştu. Sembolleri kara bir haçtır, dikey çizgi bir yumruk ile değiştirilmiştir. Bu yumruk bir başka açıyla havaya kaldırılmış bir yumruktur. Bu sembol anarşizm ve otoriteye başkaldırı ile ilişkilidir. Haç amblemi aslında Kızıl Haç örgütünün ambleminin değiştirilmiş halidir.
Anarchist black cross logo.gif
Kara - Mor BayrakMorlu siyahlı, kara mor bayrak kara - kızıl anarşist bayrağının bir varyasyonudur. Bu bayrak (kara - mor) Anarko-Feminizm ile özdeştir. Kara - pembe bayrak gibipatriarki ve seksizme karşı yapılan mücadeleye gönderme yapmaktadır.
Anfem2.svg
Kara - Yeşil BayrakKara - yeşil renkli bayrak da kara - kızıl anarşist bayrağın değişime uğramış bir halidir ve kırmızı renk yerine yeşil renk barındırır. Bu bayrak sosyal ekolojist, eko-anarşist, anti-uygarlık anarşist ve primitivistler tarafından kullanılmaktadır. Genel olarak sadece insanlara değil de her canlı türüne odaklandığını vurgulamak amacıyla yeşil renk kullanılmaktadır.
Green and Black flag.svg
Kara - Pembe BayrakKara - kızıl bayrağın bir diğer varyasyonu da kara - pembe bayraktır ve eşcinsel anarşistler tarafından, bazen de Anarko-Feministlerce kullanılmaktadır. Kara - yeşil bayraktan farklı olarak farklı bir anarşizm türünü temsil etmekten ziyade heteroseksizm, seksizm ve patriarkideki hiyerarşik yapılara da (karşı durmaya) odaklanır.
Anfem.svg
Kara - Beyaz BayrakAnarko - pasifistlerin kullandığı bir semboldür. Tarihte Hristiyan Anarşistler tarafından kullanılmıştır.
Empty.gif
YıldızlarAnarşist bayrakların varyasyonları olan yıldızlar, bu bayrakların 5 köşeli yıldız şeklindeki hallerinden ibarettir. Bu yıldızların farklı anarşist bayraklara adapte edilmiş şekilleri mevcuttur, örneğin: siyah kırmızı, yeşil, pembe, more ve diğer renklerde olanları vardır.
Empty.gif
Kara GülKara Gül anarşist harekette pek bilinmeyen bir semboldür. Kara Gül sembolünün politik kökeni, İrlandalıların İngilizlere karşı mücadelesini konu alan bir İrlanda şarkısı Little Black Rose yani "Küçük Kara Gül"dür. Şarkı bir direniş ve isyan şarkısıdır ki bu tür unsurlar sıkı yönetim karşıtı anarşistlerce kabul edilmektedir.
File-Black rose (anarchist symbol).png
Jolly Roger/Korsan BayrağıKafatası ve kemiklerin resmedildiği siyah bir bayrak olarak Jolly Roger veya bir başka adıyla Korsan Bayrağı son zamanlarda anarşistler arasında popülerleşmiş bir semboldür. Bazıları Jolly Roger'ın korsanların ki gibi özgür ve otoritesiz bir hayatın takdir edilişinin sembolü olarak kullanıldığını belirtmektedir. Korsan gemileri pek demokratik sayılmazdı ve tayfanın çoğunluğu içine doğdukları fazlasıyla baskıcı topluluklardan kaçmış kişilerdir.
Flag of Edward England.svg
Eat the rich - "Zengini ye"Jolly Roger'in bir varyasyonu olan bu sembolde, kafatasının altına yer alan ve çarpı işareti oluşturan kemikler yerine bir yine bir çarpı işareti oluşturan bir çatal ve bıçak yer almaktaydı. Bu sembol erken 1990'lardan beri kullanılmaktadır ve genel alam bir anarko-punk sembolüdür.
Empty.gif
Afrika AnarşizmiBu sembol çoğunlukla Zabalaza Anarchist Communist Federation (ZACF veya ZabFed) yani "Zabalaza Anarşist Komünist Federasyonu" tarafından kullanılmaktadır. Bu Güney Afrika'daki anarşist gruplardan oluşan bir federasyondur. İçinde birçok farklı görüş ve demografik grubu barındıran federasyonun kullandığı bu sembol, geleneksel anarko-komünist renklerde, birleşmiş bir Afrika fikrini temsilen, başka türlü post-kolonyal ırki ve cinsel meselelerin ortasında olunan bir dönemde, çok önemlidir.
Black and Red Africa.gif

Paradigma



paradigma ;isim (paradi'gma) Fransızca paradigme kelimesinde gelir Türk dil kurumu sözlüğü anlam karşılığı ; "Değerler dizisi" olarak tanımlanmıştır.


1960'lardan beri paradigma kelimesi herhangi bir bilimsel disiplin veya başka epistemolojik içerikte bir düşünce kalıbına gönderme yapar. Başlangıçta kelime gramere özgüydü: 1900 Merriam-Webster sözlüğü, gramerin içeriğinde sadece onun tekniksel kullanımını veya onu retorikte bir mesel veya masal (anlamını) açıklayıcıları için bir terim olarak tanımlar. Dilbilimde, Ferdinand de Saussureparadigmayı benzer özellikteki öğelerin bir sınıfı için kullandı. Ek olarak Model ya da kuramsal çerçeve anlamında kullanılabilen bir terimdir ve göstermek, anlaşılır kılmak, örnek teşkil etmek, sınırları belli olan ön bulgu ve genel anlamında da dünya bakışı anlamlarına gelir.

Bilimsel paradigma

Yunanca παραδείγματι (paradeigma)'dan gelen kavramın popülerliğini sağlayan Thomas Samuel Kuhn'dur. Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı kitabında düşünsel çerçeve, kuramsallığın belirli bir terimi olarak ve kendisi de yirmi çeşit paradigmada kullanarak anlatır. Ana anlamı, bir bilim çevresine belli bir süre için, bir model sağlayan evrensel olarak kabul edilen bilimsel başarılar, olarak tanımlanır.

Thomas Samuel Kuhn bilimsel anlamında paradigmayı şöyle formüle etmektedir:

- İzlenen ve kontrol edilen olandır.

- Soruların tarzı hangi konuyla ilgili olduğuyla iç içedir ve sağlamasının nasıl test edilebilirliğiyledir.

- Bu soruların nasıl sorulacağıyladır.

- Sonuçların karşılaştırmalı olarak nasıl yorumlanacağıyladır.

Yani Kuhn'a göre paradigma, kabul görülmeye öncelikle hakim olan bir düşüncenin belli bir zaman dilimi içindeki ilk örneğidir. Uzun deneyimleri ve kanıtlarını içerisinde barındırır. Diğer anlamıyla paradigma, bir düşüncenin genel onayı (genel kabul görüleni) tasarımsal olarak varsayışının bir yansımasıdır ve bu da birçok sorunun yanıtlarını da beraberinde taşıyarak sunar. Bu tanımlamada paradigmanın bilimsel çalışmalardaki olgusu, model sunmak ya da bu suretle görüngüleri önceden açıklamak deneyidir.

Kuram, paradigma değildir. Paradigma olması için, yeni ve benzersiz olması, yeniliğinin gelecekteki çalışmalara kaynaklık edecek türde olması gerekir. Bir olağan paradigma, olağan bilim etkinliği kuramıdır. Bu kuram her şeyi çözemez, açıkta kalan sorunları görmezden gelir veya dosyalar. Bunlar ve getirdiği sorunlar büyüyüp de kuramın başına bela olduğu zaman, bilim insanları çözüm bulmak zorunda kalırlar.Bunun sonucunda olağanüstü paradigma dönemi gelir. Olağan dönem iflas etmiştir. Kriz döneminde bilim insanı (örneğin Ziya Gökalp bir kriz geçirmiştir), yeni paradigma oluşturmak zorundadır. Paradigma değişikliği budur. Bir bunalım dönemi gelir ve her şey altüst olur. Kavramların yerli yerine konması için belki bütün teori baştan alınır. Ancak bu olağanüstü dönemde eski paradigmalar direnirler, teoriden kopmalar çatışmalara yol açar.

Terim olarak Thomas Samuel Kuhn'un kullanmasından önce Herodot, Platon, Aristoteles'de geçer. Ancak bilinen kesin anlamına ve bilim felsefesindeki tartışmasız konumuna Kuhn ile ulaşmıştır. Terimin amacı geniş bir düşünsel çerçevedir. Kuhn'un Bilimsel Devrimlerin Yapısı kitabında 21 farklı anlamda kullanılır. Esas olarak, bir bilim çevresine belli bir süre için egemen olan model, anlamını verir. Bir kuramın paradigma olması için öyle bir yenilik getirmesi lazımdır ki, hem rakipleri varsa şaşırsın ve hayran olsun, hem de çağını aşarak ilerideki görüşlere kapı açsın. Olağan paradigma da zamanla çözemediği sorunlar olduğunda bunalıma düşer ve olaganüstü arayışlara girer ki bu döneme paradigma değişikliği hakimdir. Kuhn, bu anlamda bilimsel bilginin gelişiminin Bilimdeki devrimsel/sıçramalı gelişmelerle meydana gelidiğini belirtir. Belirli bir egemen paradigma artık geçerliliğini yitirmeye başladığında kendiliğinden yeni bir paradigmaya yerini bırakmaz, aksine bu devrimsel süreçlere benzeyen aşamalar gösterir. Paradigma değişiklikleri eskisinde büyük yıkımlara yol açar. Belirli bir paradigmanın belirli bir zamandaki geçerliliği, sözkonusu paradigmanın genel-kabuledilirliği ile ilintilidir.
Diğer kullanım alanları [değiştir]

Kuhn'dan sonra paradigma yeni fenomenler oluşuncaya dek tanımını korudu ve o güne kadar olan öğretisi artık ortak onaydan uzaklaştı. Bu zamanda yeni teoriler geliştirildi. Savunucuların farklı öğretilerden yola çıkarak ortaya koydukları tanımlamalar paradigma değişimi adlı kuramı ortaya çıkardı.

Paradigma, ayrıca anlatılar için de kullanılır. Örneğin içinde ahlaki anlamda bir öğreti barındıran bir masal ki, eğer gerçeğe yönelik kaygılardan yola çıkarak örnekleme yapıyor ve sonuçta ders verici yenilikçi bir mesaj sunuyorsa, bir anlamda burada da paradigmadan söz edilebilir. Bilim, teknoloji ve ekonomide de biçimsel yanıyla çok farklı anlaşılmayan bir tarzla yine kullanılır. Özellikle bilgisayar dünyasında veya ekonomide yöneticilik statüsünde. Örneğin "Programlama Paradigmaları, Postkapitalist Pradigma, Yönetim paradigması..." gibi.

Reklâm sektöründe ilişkisel olarak üretim mekanizmasının bir sonucu olarak özellikle yeni ve teşvik edici olanın görünümü üzerinde dikkatleri çekmek üzere kullanılır.

Organizasyon teorisinde işletmenin felsefesi üzerine konsepti yer alır. Yani sunuş, anlayış ve tarzı içeren bir özümsemedir bu. Bunlardan en çok kullanılan model G. Johnson modelidir. [1] 1998'de "Strategic Management Journal" adıyla yayımlanan kitabında Johnson, kültür ağındaki yerleşik yedi elementten söz eder: Geçmiş ve mitos, semboller, yaptırım gücü yani hedefler, organizasyon hiyerarşisi, kontrol sistemi, ritual rutinlik ve paradigma.

Davranış biliminde paradigma klasik bir ön kanıdır yani duygusal analizle iyi ya da kötü diye nitelenir. Fizikte, laboratuvar deneyselliğindeki nedelsellik kavramının metafizikten uzak tutularak anlaşılması boyutunda kullanılır. Organik tıp, fizikten etkilenerek tedavinin basitleştirilmiş (makinalaştırılmış) modelini tercih ederken paradigma, psikomatik tıbbın organik ayırımını öne çıkararak makinalar ile sürdürülen tıptan farklı olduğunu sağlar

tr.wikipedia.org

Sezgi



Sezgi (intuition) felsefede, mistisizmde, ezoterizmde ve farklı öğreti sistemlerinde farklı anlamlarda kullanılmış bir terimdir.
Kimi felsefi akımlarda akıl yoluyla kavranamayacak gerçeklerin derin düşünme (tefekkür) yoluyla aranışı sezgi kapsamında değerlendirilir.
Ruhçulukta sezginin, insanın kendi düşüncesi olmaktan ziyade çeşitli etkenlerden kaynaklanan tesirlerle belirdiği kabul edilir ki, bu etken genellikle bedensiz bir ruhtur. Bu yüzden ruhçular yüksek bilgileri içeren tebliğlerin alındığı ruhsal irtibatlara “sezgisel (intuitif) irtibat” derler.
Gnostiklere ve antikçağ inisiyelerine göre spiritüel aydınlanma yolunda üç tür bilgi mevcuttur ki, bunlardan öğretim yoluyla öğrenilebilir bilgi mathesis, his ya da ıstırap yoluyla edinilebilen bilgi pathesis, sezgi yoluyla öğrenilebilir bilgi de gnosis olarak adlandırılmıştır. İnisiyasyonlarda en yüksek aşamaya ulaşanların, yani inisiye oluş aşamasına erişenlerin sezgi yoluyla aldıklarını çevresine aktararak aydınlatması sözkonusu olur. İnisiye adayının bu hale gelişi kimi inisiyasyonlarda tohumun bitki haline gelmesi sembolizm'iyle, kimi inisiyasyonlarda ise meşale sembolüyle temsil edilmiştir.
İlham (inspiration) adı verilen sezgi söz veya yazı tarzında dışarı yansıdığında vahiy (revelation) adını alır. Vahiy sözcüğü yalnızca peygamberler için kullanılan bir terim değildir. Terim Araplar’da İslamiyet gelmeden önce de bilinen ve kullanılan bir terimdi.



Felsefi bir bakış açısıyla sezgi

En genel anlamıyla, gerçekliği dolaysız olarak içten ya da içeriden kavrayabilme, tanıyıp bilme yetisi. Adım adım ilerleyen gidimli düşünmenin ya da birtakım uğrakdardan geçerek yol alan usavurmanın tersine, bir şeyi doğrudan doğruya algılayıp kavrama; bilinçli bir düşünme ve yargıya varma süreci olmaksızın doğrudan, aracısız gerçekleşen anlama ya da bilme; hiçbir çıkarıma dayanmaksızın, dolaysız bir biçimde bilgiye ulaşma yordamı.

Başka bir deyişle, önermelerden başka önermelere yönelerek, mantıksal yolla çıkarımlar yaparak ilkelerden sonuca ulaşan, tek tek parçalardan bütünlüğü olan bir düşünce oluşturan gidimli düşünme yoluna karşı, doğrudan ya da aracı kullanmaksızın düşünce kuran, bütünü bir kerede, bir bakışta tümüyle ele geçiren, şeylerin özüne dolaysız bir biçimde, doğrudan doğruya ulaşan, şeyleri tüm bir devingenliği içinde bütünlüklü kavrayan içten duyma yolu.




tr.wikipedia.org

Patafizik




Patafizik genelle değil özelle ilgilenir.
İstisnalar Bilimi olarak da isimlendirilir. Metafizik ötesindeki alemi çalışma alanı olarak seçen psödofelsefedir. Modern bilimin kuram ve yöntemlerinin hicvidir ve çoğunlukla anlamsız ve deneysel bir dil kullanır. Terim ve kavram olarak Alfred Jarry tarafından üretilmiştir.

tr.wikipedia.org

Adil Savaş Kuram



Savaşın gerekçesini, koşullarını ve ilkelerini belirlemeye yönelik kuram. Savaşın ahlaki boyutları üzerinde düşünmeye, sorgulamaya dayalı, Batı kaynaklı bir anlayışı ifade eden adil savaş kuramı,Augustinus'un tanrıbilimsel görüşlerinden yola çıkılarak gelişmiştir.

tr.wikipedia.org

RSS FeedRSS

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Macys Printable Coupons