Oyunlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oyunlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2012 Salı

Depresyon İçin Oyun



Sparx...

Auckland üniversitesi tarafından geliştirilen bu oyun, gençlerde depresyon tedavisine katkı sağlaması amacıyla geliştirilmiş.

Oyunda kendi kişiliğimize uygun bir karakter seçiyoruz. Oyundaki senaryolarla gireceğimiz etkileşimin depresyonun tedavisine katkısı olacağı düşünülmüş.

Hatta deney bile yapılmış. On iki ve On dokuz yaşları arasında Yüz seksen yedi gençle çalışılmış bu gençlerin doksan dördü Sparx oynarken diğer doksan üç kişiyle yüz yüze görüşülmüş. Sonuç olarak Sparx oynayan gençler, geleneksel tedavi görenlere oranla daha fazla depresyon belirtisi de azalma tespit edilmiş.

Araştırmacılar oyundan umutlu, özellikle psikolojik tedaviye erişimi bulunmayan gençler için çok faydalı görülüyor. Oyun kamuoyuna sunulduğunda, popüler olacağının sinyallerini veriyor.

Fakat tahminimce böyle bir oyun ancak ana dilimizle oynarsak güzel olur. Oyunun çıkışıyla beraber, içinde Türkçe seçenek olacağını zannetmiyorum. Fakat çeviriyi amme hizmeti olarak yapan sitelerimiz var çok şükür. Biz oyunun çıkışından öte Türkçeye çevrilmesini bekleyeceğiz gibi görülüyor...Tabi İngilizceyi ileri derece konuşabilenler hariç :)

9 Nisan 2012 Pazartesi

Knight Of Honor

Strateji oyun sevenler için iyi bir seçim. Tarihi bizzat yaşıyorsunuz bu oyunda. Oyuna başlarken önce hangi devirde oynayacağımızı sonra ülkemizi seçiyoruz. Seçtiğimiz devirde kaç tane devlet varsa oyunda mevcut. 

Oyunu diğer strateji oyunlarından ayıran bir özellik var. Mesela Selçuklu devletini seçer ve Anadolu' daki topraklarımızı genişletirsek kısa zaman sonra bazı şehirler kendi rızalarıyla bize katılıyor ve Osmanlı devletini kurmuş oluyoruz. Aynı şey İskoçya içinde geçerli. Highlands' ı seçer İngiltereyi ele geçirirsek İskoçya devletini kurmuş oluyoruz.

Şehirlerimiz yavaş gelişiyor, şehirlerde yapabileceğimiz tek şey yeni eklentiler için talimat vermek. Mesela şehrin etrafına sur çekilmesi için talimat veriyoruz. Ya da tarımın genişletilmesi, tersanenin genişletilmesi vs. Bir şehri ele geçirmemiz için önce kuşatmamız lazım. Kuşatmayı kazanırsak şehir uyum sürecine giriyor ve bizi benimsiyor, ancak o zaman şehri kontrol etmeye başlıyoruz. Fethettiğimiz şehrin dini bizim dinimizden farklıysa o şehirde sık sık isyan çıkıyor. İsyancılar rasgele toplanmış teröristler olabiliyor ya da işgal ettiğimiz ülkenin fanatiği olabiliyor. Fethettiğimiz şehrin din adamı göndererek dinini değiştirebiliyoruz fakat bu çok masraflı uzun bir süreç. Şehirlerde en fazla altı tabur asker bırakabiliyoruz. Ayrıca oyundaki en güçlü, en gelişmiş şehir İstanbul (Havamızıda atalım.)

Ordular en fazla dokuz tabur asker ve dört adet mancınık tarzı ile kuruluyor. Ordu kurmak için mareşala ihtiyacımız var. Mareşalın ve askerlerin tecrübesi arttıkça giderek yenilmez bir alınabiliyor. Ordular karada yavaş hareket ediyor(sırf atlıdan oluşmamışsa), o yüzden kıyı şehirleri fethetmeye bakın gemilerle çok hızlı hareket edebiliyoruz. Bir savaşa en fazla iki mareşalın kontrol ettiği iki ordu girebiliyor, kale savunması hariç kaleyi savunurken artı olarak kalenin altı tabur askerini de kullanabiliyoruz.

Ekonomi büyük oranda vergiden geliyor yani ne kadar şehir o kadar para demek. Ama sadece vergiye güvenmek iflasa yol açabilir. Ticaret olmazsa olmaz... Oyun başlayınca ilk işiniz dört adet ticaretçi görevlendirmek olsun. Büyük devletlerle ticaret anlaşmaları yapın. Hem daha çok kazanırsınız hemde size savaş açma ihtimalleri düşer.

Bir diğer ilginç özellik Kralımız ölebiliyor. O yüzden kralımız evlenmek zorunda. Diğer devletlerden kız isteyebiliyoruz. Eğer kız bulamazsak kral halktan bir kadınla evlenebiliyor. Dua edin erkek çocukları olsun... Kız evlatları başka ülkelerin krallarına verebiliyoruz bu sayede dostumuz oluyorlar. Fakat erkek çocuğumuz olmazsa kral ölünce tahta geçecek kimse olmuyor ve fethettiğimiz birçok şehir bağımsız devlet olduklarını ilan ediyorlar. Bu başımıza gelebilecek en kötü şey...

Dost ya da düşman devletlere casus sokabiliyoruz. Sıradan bir devletseniz size casus göndermezler, ama geniş topraklara hakim olduysanız ve artık bütün Avrupa için bir tehtitseniz casuslar ülkenizde cirit atıyor. Casus kendiliğinden yakalanırsa yakalandı yoksa halimiz yaman. Bir Mareşal seçiyoruz emrine bir ordu veriyoruz. Bu orduyla seferler düzenliyoruz. Hiç ummadığımız bir anda düşman casusu olduğunu belli ediyor... İşin mantığı şu: biz Osmanlı devletiyiz ve gelişiyoruz. İngiltere bizim dostumuz. Fakat sınırlarımız genişliyor ve İngiltere bundan rahatsız oluyor, bize savaş açmaya cesareti yok, casus gönderiyor. Biz zamanı gelince İngiltere' ye savaş açıyoruz ve Bum... Gönderdiğimiz mareşal bütün orduları isyana teşvik ediyor, başarırsa hepsi isyancı oluyor ve üstüne titrediğimiz çok güçlü ordularımız bize saldırıyor. Yeni kuracağımız ordular acemi olacağı için tecrübeli isyancılara karşı şansları olmayacaktır.

Öyle kafamıza göre savaşta açamıyoruz. Halkımız memnun olmalı, dindaşlarımıza saldırmamalıyız. Ayrıca Cihat ve Haçlı seferleri kavramı var. Çok güçlü bir Müslüman devlet olduysan Papalık emir veriyor ve o an Hristiyan orduları arasındaki en güçlü ordu bize hücum ediyor. Tehlikeli bir durum çünkü sıradan bir ordu gelmiyor, zırhlı ve tecrübeli şovalyelerden oluşan bir orduyla karşı karşıya kalıyoruz. Ayrıca Papalık, Ermenistan, Kıbrıs Rumları ve Kudüs' e saldırınca Hristiyan devletlerinin hemen hepsi bize düşman oluyor, çünkü burda büyük patrikler var. Herhangi Müslüman bir devlet Cihat ilan edebiliyor. Ama bunu mantıklı şekilde yapmak lazım. Çünkü Cihat kavramı farklı, Cihat ilan ettiğimiz zaman Hristiyan devletlerin elinde bulunan Müslüman şehirlerde halklar isyan ediyor. Müslüman bir ülkeysek, birçok Hıristiyan toprağı elimizdeyse, cihat ilan ettiğimiz zaman ters tepki yapıyor.

Oyun hakkında tavsiyem hangi ülkeyi alırsak alalım kimseyi dost olarak görmememiz çünkü bize iyilik bile ediyorlarsa bu kendi çıkarları için, zamanı gelince hiç fark etmediğimiz bir anda arkamızdan vurabilirler. Yayılmacı bir anlayışla oynayın mesela Osmanlı' ysanız gidin İrlanda' ya, Norveç' e saldırın her yerde toprağınız olsun. Oyuna İmparatorluk olarak başlayan devletlerle savaşacaksanız diğer devletlerle barış anlaşması imzalayın. Mesela Bizans ya da Fatimi devletleri çok büyük oldukları için her yerden hücum ediyorlar, birde diğer devletlerle uğraşmayın.

Oyunda şuan aklıma gelmeyen birçok diplomasi unsuru var zaten yazı uzadığı için yazmaya gerek duymuyorum. İyi oyunlar.










27 Mart 2012 Salı

Age Of Empires Conquerors

Tüm zamanların en iyi strateji oyunu desem yeridir heralde. O kadar strateji oyunu oynadım bu oyundaki zeka ve mantık gereksinimini hiç bir oyunda bulamadım. 

Oyun mantığını satrançtan alıyor, her asker kendine özel ve hiçbir ordu/devlet birbirinden güçlü değil. Nasıl mı diyeceksiniz? Oyun bir kısır döngüye bağlanmış. Düşmanın atlılarla saldırdığını düşünelim mızraklı askerlerimiz atlıları duman eder, e düşman mızraklı gönderirse? O zaman kılıçlı piyadeleri devreye sokarız. Düşman kılıçlı gönderdi şimdi ne yapacağız ? Bizde atlı gönderiyoruz. Mızraklılar atlılardan iyiydi mızraklı gönderir? Biz de okçularımızı kullanırız :) Anladığınız gibi mantık taş, kağıt ve makas mantığı.

Her ülkenin özelliklerini bilmemiz gerekiyor. Mesela Türklerin topçuları çok uzun mesafeye atış yapar ve atlıları geliştirmemize gerek yoktur. Hunların barınma problemi yoktur. Gothlar piyadeyi çok ucuza mal eder. Vikinglerin özel gemileri vardır ve özel askerlerinin iyileşme özelliği vardır. Özel asker demişken her ülkenin özel askeri var. Mesela Türklerde yeniçeri, Hunlarda Tarkan, Perslerde fil, Japonlarda samuray.

Oyunda üç tane Türk asıllı devlet var Türkler, Hunlar ve Sarazenler. Sarazenlerin özel askerinin adı Memlük. Oyun bu konuda hata yapmış Ülkenin adı Memlük özel askerinin adı Sarazen olmalıydı.

Oyunda ticaret yapabiliyoruz, tarlalar ekebiliyoruz. Ayrıca ilginç bir nokta din adamı yetiştirdiğimizde düşman işcisini ya da askerini kendi tarafımıza çekebiliyoruz.

Oyun gerçekten büyük tecrübe istiyor. Multiplayer oynayarak en çok zevk aldığım oyun...

Diğer oyunlarla kıyaslarsak grafik açısından bayağı gerilerde(haliyle eski oyun). 


Diğer yazılarımda olduğu gibi sıkmamak için elimden geldiğince kısa yazıyorum. Altta oyundaki ülkelerin listesini vereceğim.

İspanya- Hun- Kore- Aztek- Maya- Britons- Celts -Franks -Goth -Teuton -Viking- Çin- Japon- Moğol- Bizans- Pers- Sarazen








24 Mart 2012 Cumartesi

Half Life

Oyun Half Life 1, Half Life 2, Episode one ve Episode two olmak üzere dört bölümden oluşuyor. Half Life 1 çok eski olması itibarı ile grafik açısından bayağı yetersiz fakat oyunun hikayesi bizi içine çekmeye yetiyor. Hikayeyi özetlemek gerekirse dünyamız sömürge olma tehdidi ile karşı karşıya ve karizmatik duruşuyla dikkat çeken Gordan Freeman buna karşı mücadele veriyor, saz arkadaşlarını da unutmamak lazım tabi. Bana göre bir oyunda en önemli unsur hikayedir. Sanırım oyunun 1 numara olmasının sebebi muhteşem grafikler değil oyunun hikayesi.  Ayrıca Half Life 2 gelmiş geçmiş en iyi oyunlar sıralamasında 1. sırada yer alıyor.

Oyunun grafikleri muhteşem öyle ki yanınızdaki insanların yüzündeki endişeyi, korkuyu, sevinci ve daha birçok mimiği çok rahat fark ediyorsunuz. Büyük ekran gibi bir merakım yoktur ama sırf bu oyun için kaç kere televizyonu söküp odamda laptobuma bağladım hatırlamıyorum.

Oyunda arayabileceğimiz birçok unsur bulunuyor. Yeri geliyor, yer altlarında zombimsi yaratıklarla çarpışıyoruz tabi etraf karanlık geriliyoruz, hele o aniden çıkan yengeçler yok mu?... Neyse sonra geniş, ferah alanlara çıkabiliyoruz buralar da baş belası böcekler var, önünü alamıyorsun bu böceklerin ver ha geliyorlar. Tek çare toprağa basmamak. Araba kullanabiliyoruz, en eğlencelisi de bu bence. Bazende şehirlerde işgalci asker ve polislerle çarpışıyoruz. Böceğimsi helikopterleri ve üç ayaklı devasa yaratıkları var bunları ancak bazukayla indirebiliriz.

Tek bir eksik yönü varsa oda üstünde birçok silah taşıyabilmesidir. Bu birçok oyunda böyle, fakat bence ciddi bir mantık hatası adamın üstünde 8-10 tane silah olabiliyor. Anlamıyorum bavulla mı dolaşıyor bu adam? Bavulla dolaşıyorsa neden toplayabildiğimiz mermi sayısı, el bombası sayısı sınırlı? Tamam bavulla da dolaşmasın sırtında olsun bütün silahlar peki bu kadar yükle bu ne sürat Gordon...




20 Mart 2012 Salı

Amnesia: The Dark Descent

Daha önce Penumbra dan bahsetmiştim aynı ekip bir başka oyun yapmış ve bu sefer daha profesyonel. Oyun çıkalı çok oldu tabi ben blogu yeni açtığım için yeni yazıyorum :)

Oyunda psikoloji faktörü çok hoşuma gitti. Normalde oyunlarda can seviyesi olur fakat karakterimizde psikoloji seviyesi de var. Mesela karanlıkta çok kaldıkça psikolojisi bozuluyor ve baş ağrısı başlıyor. Bu ekranda kaynamalara sebep olabiliyor. Karanlık meselesini abartır, Penubradaki gibi ortaklıkta gezen yaratık yüzünden gaz lambasını açmazsanız psikoloji iyice bozuluyor ve karakterimizin dişleri gıcırdamaya başlıyor. Haliyle bu gıcırtılar bizi de geriyor... Bunlardan kurtulmanın tek yolu bir yerlerde mum ya da meşale yakıp biraz soluklanmak. Ayrıca gireceğiniz odalar kapıları yavaş açın yakınlardaysa sesi duyabilir ve kapıyı arkanızdan kapatın saklanmaya fırsatınız olsun.

Düşmanımız Penumbradaki yaratığın aynısı. Etrafında fazla dolaşmamak lazım. Sesini duymamız psikolojimizin iyice bozulmasına sebep oluyor ve görüntü iyice bulanıklaşıyor. Bir yerde saklanıyorsanız sakın yaratığa bakmayın, psikolojiyi en çabuk bozan unsur bu. Karakterimiz böyle durumlarda bayılabilir ve ses çıkarsa yaratığının bizi bulması uzun sürmez.

Gerilimi katlanma dışında zekamızı ve hafızamızı çok iyi kullanmamız lazım. Mutlaka her çekmeceyi açmalıyız her kapının arkasına bakmalıyız. İşimize yarayacak bir şeyi atlarsak çok gerilere dönmemiz gerekebilir.

Gerçekten taktir ediyorum bu adamları koca şirketlerle yarışıyorlar bu sektörde. Şu oyundaki gerilimi başka bir oyunda bulamazsınız. Bu oyunu izlemek oynamaktan daha güzel :) Arkadaşlarınızla sabahlamak için iyi bir tercih...

9/10


19 Mart 2012 Pazartesi

Penumbra Black Plague

Korku oyunlarının taçsız kralı... Tek başına oynanılamayacak cinsten bir oyun. Bir silent hill, doom ya da half life kadar popüler olmadı bu oyun. Çünkü bir şirket tarafından değil iki tane genç tarafından tasarlandı.

Oyun bizi o kadar içine alıyor ki bazı yerlerde nefesimizi tutuyoruz. Sebep ?Sebep çünkü elimizde bir silah yok. Elinde feneriyle insan-yaratık karışımı bir varlık sürekli peşimizde. Şöyle düşünün bir mekana girdiniz ve her korku oyununda olduğu gibi etraf karanlık. Elimizde bir adet fener ve fosforlu ışık var şu eğip bükünce parlayan şey var ya çocuklar oynar genelde işte o. Bu arkadaşa görünmememiz lazım. Işığı ve sesi fark ediyor bir şeyleri devirmeden mümkün mertebe ışık kullanmadan hareket etmemiz lazım ve mutlaka çevrede, ani bir duruma karşı arkasına saklanabileceğimiz bir şey. Peki bu arkadaş bizi görürse ne yapacağız ? Tek yol kaçmak koş forest koş :) Bizden süratli olduğu için mutlaka yetişecektir o yüzden bir kapıdan içeri girmeliyiz, kapıyı kapatmalıyız ve kapının arkasına bir şeyler dizmeliyiz. İçerde koltuk, masa, dolap ne olursa arkasına saklanmalıyız. Kapıyı kırabilirse bizi içeride arayacaktır.

Oyunun içinde çeşitli bulmacalar var. Her deliğe bakmadan sakın bir sonraki kapıyı açmayın ya da mekana geçmeyin geri de gerekli malzemeleri unuttuysanız geri dönmek eziyet verici olabilir. Mesela oyuna başladığınızda bir odadasınız ve ne yapacağınız hakkında hiç bir fikriniz yok. Şöyle özet geçeyim, önce bir bozuk para bulacaksınız sonra mengeneyle bu parayı sıkıştıracaksınız ve daha sonra havalandırma deliğini bulup incelttiğiniz parayla vidasını söküp dışarı çıkacaksınız. Tabi sağda solda bulduğunuz pil, hap türü şeyleri unutmayın.

Bu oyundan önce Penumbra Overture var oyunun hikayesi sizin için önemliyse önce onu bitirin. Onun farkı yaratık yerine köpekler var ve köpeklere elimizdeki kazma yada çekiç ile vurabiliyoruz.

Eksikleri ise grafikleri eski oyun nede olsa tek cd fakat bence bu tarz grafikler bu tür oyunlara daha güzel bir atmosfer katıyor.

Puanım 8/10







RSS FeedRSS

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Macys Printable Coupons