Biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2012 Pazar

Douglas Adams



Douglas Noel Adams, İngiliz bilimkurgu yazarı. 11 Mart 1952'de İngiltere'nin Cambridge kentinde doğdu, 11 Mayıs 2001'de ABD'nin Kaliforniya eyaletininSanta Barbara kentinde öldü.

Okula Essex'de gitti. Cambridge'de St. Johns College'e devam ederken Footlights tiyatro klübünde görev aldı. Pek çok iş denedi: bir hastanede hizmetlilik, inşaat işçiliği, kümes temizlikçiliği, bir Arap aile için korumalık yaptı. Daha sonra BBC'de Dr. Who dizisinde yapımcılık ve senaryo editörlüğü yaptı. Dr. Who'nun üç bölümünü yazdı. Monty Pyton grubundan Graham Chapman ile birlikte çalıştı.

BBC'de yayımlanan The Hitchhiker's Guide to the Galaxy (Otostopçunun Galaksi Rehberi) adlı radyo oyunu ile ünlü oldu. Oyun, kitap olarak da yayımlandı. Bu radyo oyunundan aynı adlı bir bilgisayar oyunu da üretti. Daha sonra Bureaucracy ve Starship Titanic adlı bilgisayar oyunları üzerinde de çalıştı. Starship Titanic sonradan bir kitap olarak da yayımlandı, ancak Adams'ın hem oyun hem de kitap üzerinde çalışacak zamanı olmadığından kitabı Terry Jones yazdı.İleri derecede bir Beatles hayranıydı.

Adams 1991'de avukat Jane Belson ile evlendi, 1994'te Polly adlı bir kızları oldu.

Yazar, 49 yaşında spor yaparken bir kalp krizi sonucunda Santa Barbara'da yaşama gözlerini yumdu.

Adams çok çalışkan olmamakla ünlüydü. Genelde başkalarının itmesi ile kitaplarını yazardı. Yapıtlarında beklenmedik dönüşlerle ve çılgınca olaylarla dolu canlı, satirik bir stil kullandı. Günlük yaşam ile dalga geçti. Adams'ın hayranları, kitaplarından alınma bir jargon kullanmaktan hoşlanırlar. Adams'ın yapıtlarından hoşlananlar, genelde Terry Pratchett'in yapıtlarını da sevebilirler.

Otostopçunun galaksi rehberi dizisindeki elektronik cep rehberi, yazıldıktan onlarca yıl sonra bugünün internet dünyasında başta Wikipedia olmak üzere bireysel katılımla geliştirilen ansiklopedi,sözlük ve forumlara fikir öncülüğü etmiştir. Ancak Roman içerisinde geçen rehber evrenin sonsuz kaynaklarını inceleyen uzay gezginleri tarafından gelen bilgilerle zenginleştirildiği için milyonlarca içerik bilgi ve yazı barındıran günümüz kaynaklarından önemli bir farkı bulunmakta ve Dünya başlığı Otostopçunun galaksi rehberinde iki kelime ile açıklanmaktadır; "Çoğunlukla Zararsız"




tr.wikipedia.org

Francis Bacon


Hayatı

22 Ocak 1561'de doğan Francis Bacon, Kraliçe 1. Elizabeth'in adalet bakanı Nicholas Bacon'ın oğludur. Her ne kadar Francis Bacon'ın ünü babasınınkini gölgede bıraksa da, babası, Nicholas Bacon da sıradan birisi olmaktan çok öte, döneminin ünlü isimlerindendi. Francis Bacon, oniki yaşında girdiği Trinity College, Cambridge'de skolastik felsefeyle tanıştı ve skolastik felsefeye karşıt görüşlerinin tohumları burada atıldı. 1576'da Hukuk okumaya başladıktan sonra, Fransa'daki İngiliz elçisinin yanında çalışması için bir teklif aldı. Teklifi kabul ederek, öğrenimine ara verdi ve Fransa'ya gitti. Bacon'ın felsefeye olan aşkının iyice filizlenmeye başladığı bu yıllarda, ansızın, 1579'da babasının vefat haberini aldı. Cepleri boş bir şekilde İngiltere'ye döndüğünde yapabileceği tek şey hukuk öğrenimine devam etmek oldu. Öğrenimini tamamladıktan sonra avukatlık yapmaya başladı. Çocukluğundan beri alıştığı lüks yaşama özlem çekiyordu, bu yüzden avukatlık yaparken bir taraftan da siyasi bir kariyer için çalıştı. Nitekim 1584'te Parlementoya seçildi.

Essex kontuyla yakın bir arkadaşlığı vardı. Fakat arkadaşlıkları, Essex kontunun Kraliçe 1. Elizabeth'i devirmek üzere kurduğu planlar nedeniyle bozuldu. Kraliçeye olan bağlılığının büyük olduğunu belirten Bacon, uzun süre arkadaşını fikirlerinden döndürmeye çalıştı. Kraliçeye yapılan başarısız bir suikast girişiminden sonra Essex kontu tutuklandı. Bacon'ın da çabalarıyla salıverilen kont, daha sonra Kraliçeyi devirmek için yeni bir girişimde bulundu. Bu sefer tutuklandığında, suçlu bulundu ve idam edildi. Bu sırada Bacon'ın yıldızı parlamaktaydı, her ne kadar Essex kontuyla olan bu ilişkileri sonucu onu hayatı boyu tehdit edecek düşmanlar edinmiş olsa da Kraliçeye olan bağlılığı hiç kuşkusuz ona kariyer açısından büyük fırsatlar vermişti.

1603'de Kraliçenin veliahtı olarak James I tahta geçince hızlı bir şekilde önemli mevkilere geldi. Önce "Sir" unvanı aldı, sonra 1606'da başsavcı, 1618'de ise İngiltere başyargıcı oldu. Kariyerinin zirvesindeyken, çöküşü kapıyı çaldı. 1621'de rüşvet suçuyla tutuklanıp yargılandı. Suçlu bulundu ve hapis cezasına çarptırıldı. Hapishanede fazla kalmadı ve salıverildi, fakat ne Parlementoda ne de herhangi bir politik konumda bulunması bundan sonra imkânsızdı. Siyasetten kopan Bacon hayatının geri kalan yıllarını felsefi düşüncelerine adadı. 1626'da zatürree olduğu varsayılan bir hastalık yüzünden vefat etti.

Düşünceleri

Bacon'ın felsefesinin merkezinden bilim vardır. Bilimin insanları aydınlatma ve geliştirme işlevini öne çıkarmıştır. O'na göre bilim, doğanın özüne yönelmelidir. Doğayı deneyle kavramaya çalışmıştır.Pragmatizm ile sonuçlanacak olan deney temeline dayanan İngiliz felsefesinin ilk tohumlarını atmıştır. Bacon'a göre bilimin başlıca yöntemi tümevarım yöntemidir.

Bacon yapıtlarıyla bilimin ve felsefenin, gelişimini göstermiş, doğa ve akıl arasında bir bağ kurulabileceği fikrini yerleştirmiştir.
Eserleri

Bacon'ı felsefe ve siyaset alanları dışında edebiyat alanında da büyük bir üne ve öneme kavuşturan eseri hiç kuşkusuz ünlü "Denemeler"idir (Essays). 1597'de ilk kez basılan bu eseri, daha sonra genişletilmiş bir şekilde 1612 ve 1625'de tekrar basıldı. Yalın ve berrak anlatımının yanında zekice oluşturulmuş kompleks formlarıda içeren bu eseri Bacon'ı İngiliz edebiyat tarihinin ünlü simalarından biri yapmıştır. Denemeler, birçok farklı konuda Bacon'ın fikirlerinde gezinmemizi sağlayan, onu ve düşünce biçimini anlamamıza olanak verdiği gibi günlük yaşantımız açısından da değerli nasihatlara ve düşüncelere sahip olan önemli bir eserdir.


Denemeler üzerinde birkaç noktada durmamız gerekirse, bunlardan en önemlisi, Denemeler'deki ahlâk felsefesidir. Hıristiyan ahlâk yapısının uzağında daha makyavelist bir ahlâk görüşü hakimdir. Yine de pür bir makyavelist tavırdan öte, geleneksel Hristiyan ahlâkı ile makyavelist tutumun ortasında, daha uzlaşmacı ve vasat bir ahlâk yapısı göze çarpmaktadır.

Denemeler'den fazlasıyla anladığımız üzere Bacon'ın ideal yönetim sistemi otokrasidir. Fakat onun otokrasi anlayışı ortaçağdakinden biraz daha farklı, belki de filozof-krala daha yakın bir anlayıştır.

Bacon, Denemeler'de, gençlikten dostluğa, dostluktan siyasete, siyasetten psikolojiye kadar çok geniş bir yelpaze içerisinde birçok farklı görüş sunmuştur.
Bilimin İlerlemesi

Hayatı boyunca üzerinde duracağı felsefi fikirlerinin temelini attığı bu eser, Bacon'ın ilk felsefi çalışmasıdır. Eserin ismi belki de eserin mühtevasını en güzel özetleyen kalıp "Bilimin İlerlemesi" (The Advancement of Learning), zira eser çok geniş bir alanı kaplıyor birçok farklı bilim dalı için yeni yaklaşımlar geliştirilmesini ısrarla savunuyor, tıbba, fizyolojiye değiniyor, psikolojik yorumlarda bulunuyor. Bilimin her yönde, her açıdan gelişmesi gerektiğini savunuyor. Bilim, bilimin ve bilimsel araştırmanın önemi üzerine yazılan onca sayfadan ve bilime yapılan onca övgüden sonra, bilimin bir kılavuz olmaksızın kaybolacağı ve eksik kalacağı sonucuna varıyor. Bilimin kılavuzu: Felsefe. Felsefenin bilime yapacağı kılavuzluğu anlatırken, yeni bilimsel yöntemi de tümevarım yöntemi olarak açıklıyor.

Eser incelendiğinde belki de göze çarpan en önemli unsur Bacon'ın insanlığa, insana olan güveni. Bacon insanı kesinlikle doğadan üstün tutuyor. Bilimle yapılacak keşiflerin insanı doğadan üstün kılacağından emin. Yaşadığa çağa göre çok devrimsel ve hatta hayalperest nitelikte bir söylemdir bu.
Novum Organum

"İnsan, doğanın yöneticisi ve yorumcusu olarak, doğa düzeni üzerindeki gözlemlerinin izin verdiği kadar eylemde bulunabilir ve nedenleri anlayabilir. Daha ötesini ne bilir, ne de bilebilir." Hiç kuşkusuz, Novum Organum'un bu cümleleri Bacon'un görüşlerini, deneyselciliğini, gözlemciliğini ve insan ile doğaya bakış açısını güzel bir şekilde özetlemektedir. Eserin adından da fark edilebileceği gibi, karşımızda yeni bir Organon vardır, Aristo'ya ve eski yöntemlere karşı, yeni bir yöntem, yeni bir bilim ve mantık sistemi.

Bilimin kılavuzu felsefenin gerektiği konuma gelebilmesi, ve insanın bilim ışığı altında yükselebilmesi için, Bacon'a göre zihnin "putları" yıkılmalıydı. "Put" ile Bacon'ın kastı, gerçeklerin yerine konulmuş, yanlış ve hatalı, akıl-dışı yöntemler ve düşüncelerdir. Bu yanlış yöntem ve düşünceler, sadece yeni yanlışlıkların doğmasına yol açar, böylece bilimin gerçek yolunun ve gerçeklerin üstünü örter. Eserde dört çeşit put ile karşılaşırız: Kabile (Oymak) putları, Mağara putları, Çarşı putları, ve Sahne (Tiyatro) putları.

Kabile (Oymak) putları, tüm putların en önemlisi ve en zararlısıdır. Gelenekten veya doğal yapımızdan gelen görüşleri araştırma yapmaksızın kabul etmeyi içerir. Oysa, Bacon'a göre düşüncelerimiz nesnelerden çok kendimizi, bakış açımızı yansıtır. İnsan olmasını istediği şeye kolaylıkla inandığı için birçok geri dönüşü olmayan yanlış kanılara sapar.

Mağara putları olarak adlandırılan ikinci grup putlar ise, yaratılışıntan ve doğadaki gelişim süreci yüzünden biçimlenen ve daraltılan (limitlenen) bakış açısını ve zihni tanımlar. Oysa gerçek ne dar bir alana sıkıştırılmıştır, ne de tarafgirdir. Mağara putları kişinin gelişmesini, daha geniş bir pencereden bakmasını engelleyen yanlışlıklar, dar bakış açılarıdır.

Çarşı putları ise "insanların birbiriyle ilişkilerinden ve alışverişlerinden meydana gelir". Anlaşılacağı üzere dil ve insan ilişkileri ile ilgilidir. Dilin, kelimelerin ve insan ilişkilerinin zihni daralttığı noktaları ve doğurduğu yanlışları simgeler.

Son olarak Sahne putları, filozofların eski çağlarda ürettiği temelsiz, dramatik dogmalardır.

Bacon'a göre insan zihnini körelten bu putlar yıkılmadıkça felsefe ve bilim karanlıktan kurtulamazdı. İnsanlığa tanıttığı yeni yöntem ise tümevarım idi. Eserde tümevarım yönteminin bilgilerin biçimlenmesinde nasıl bir teknik üzerine oturtulacağına yer vermiştir.
Yeni Atlantis

Yeni Atlantis (The New Atlantis) Bacon'ının düşüncelerindeki (ve düşüncelerinin sonucu olduğunu varsaydığı) ideal toplum düzenini yansıttığı eseridir. Felsefi, ütopyacı roman geleneğinin en güzel örneklerinden biri olduğu gibi, eser Bacon'ının özellikle Novum Organum'da belirttiği yöntemlerin sonuçlarının kurgulanışı olarak da ele alınabilir.
Magna Instauratio

Bacon'ının kafasında tasarladığı şaheseridir, "Magna Instauratio", yani "Büyük Yeni Düzen". Teoriden çok pratik bir yaklaşımla ele alacağı konulara titizlikle karar vermişti. Sadece birkaç bölümünü bitirebilmiştir bu eserin, ve eseri bitiremeden vefat etmiştir.
Bacon ve Tanrı

Her ne kadar zaman zaman tanrıtanımazlıkla (ateizmle) suçlanmış olsa da, Bacon tanrıtanımazlığa karşı olduğunu açık bir şekilde belirtmiştir.[kaynak belirtilmeli] Felsefesi seküler bir temelde, fazlasıyla akılcı bir biçimde yükselirken, ve eserlerinde dinbilime çok da değer vermezken, belki de okuyucularını şaşırtacak fikirlerini sunar din ve Tanrı üzerine; "Bu evrensel çerçevenin başıboş olduğunu düşünmektense, kutsal efsânelere inanırım, daha iyi. Az felsefe, insan zihnini Tanrıtanımazlığa götürür; ama felsefede derinlik, insanların zihinlerini dine döndürür.

tr.wikipedia.org

Bertrand Russell



Bertrand Arthur William Russell, 3. Earl Russell.( 18 Mayıs 1872- 2 Şubat 1970), Britanyalı filozof, matematikçi, tarihçi, toplumsal eleştirmen. Hayatının çeşitli dönemlerinde kendisini liberal, sosyalist ve barışsever olarak tanıtmış ayrıca hiçbirine derinden bağlı olmadığını itiraf etmiştir. Monmouthshire'de İngiltere’nin önde gelen aristokrat ailelerinden birinin ferdi olarak dünyaya gelmiştir.

Russell 1900 lerin başında İnglizlerin “idealizme karşı isyanı” na öncülük etmiştir. Gottlob Frege ve Ludwing Wittgenstein ile birlikte analitlik felsefenin kurucusu kabul edilir. A. N. Whitehead ile birlikte Principia Mathematica adlı kitabı yayınlamıştır. Felsefi denemesi ''On Denoting''(İfade Üzerine) adlı eseri felsefinin paradigması olarak kabul görür. Aynı zamanda geniş bir çevrece 20. Yüzyılın önde gelen mantıkçılarından biri olarak kabul görür. Çalışmalarımantık, matematik, dilbilim, bilgisayar teknolojisi ve filozofiyi, özelliklede dil felsefesi, epistemoloji ve metafiziği önemli ölçüde etkilemiştir.

Russell önde gelen savaş karşıtlarındandır. Serbest ticareti ve anti emperyalizmi desteklemiştir ve barışsever tutumundan dolayı Birinci Dünya Savaşısırasında hapishanede yatmıştır. Daha sonra Adolf Hitler’e karşı kampanyalar düzenlemiş, Stalinci totalitarizm’i eleştirmiş, Vietnam Savaşı’ındaki tutumu nedeniyle Amerikan hükümetini suçlamıştır. Aynı zamanda nükleer silahsızlanmanın dobra savunucularındandır. Son eylemlerinden bir tanesi İsrail’in Orta Doğu’daki ülkelere karşı izlediği tutumu eleştirdiği bir bildiri yayınlamasıdır.

İnsan Haklarını ve düşünce özgürlüğünü savunduğu yazıları dolayısıyla 1950 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştür.

Kökeni

Bertrand Russell 18 Mayıs 1872 tarihin Ravenscroft, Trellech, Monmoutshşre , Wales’de nüfuzlu ve liberal bir Britanya aristokrat(British aristocracy) ailesinin bir mensubu olarak dünyaya geldi. Büyükbabası John Russell, 1. Earl Russell 6. Bedford Dükü(6th Duke of Bedford) John Russell’ın üçüncü çocuğuydu veKraliçe Victoria tarafından 1840 ile 1860 yılları arasında iki kere hükümet kurması için başbakanlık görevine getirilmiştir. Bundan asırlar önce Tudor Hanedanı’lığının yükselişe geçmesi ile Russell Ailesi iktidara gelerek İngiletere’nin önemli asilzadelerinden biri olmuştu. Kendilerini Britanya’nın önde gelenWhig ailelerinden biri olarak kabul ettirmiş ve 1536-40 yılları arası gerçekleşen Manastırların Feshi’den(Dissolution of the Monasteries) 1688-89 arası gerçekleşen Şanlı Devrim’e(Glorious Revolution) ve 1688-89 arası gerçekleşen Büyük Reform Hareketleri(Great Reform Act) arasındaki sürede bütün önemli politik etkinliklerde bulunmuştur.

Russell’ın annesi Katharine Louisa(1844-1874) Stanley of Alderley’in 2. Baronu(2nd Baron Stanlet of Alderley) olan Edward Stanley’dir ve kız kardeşi Carlisle Kontu olan Rosalind Howard’dir. Kate ve Rosalind’in annesi Girton Koleji’nin(Girton College, Cambridge) kurucularından biridir.

Russell’ın ailesi dönemlerinin radikalleri arasındaydı. Russell’ın babası Viscount Amberley bir ateistti ve karısının çocuklarının özel eğitmeni biyolog Douglas Spalding ile olan ilişkisine izin veriyordu. Her ikiside kepazelik olarak kabul gördüğü bir zamanda doğum kontrolünü desteklemekteydiler. John Russell’ın ateist oluşu filozof Jonh Stuart Mill’e Russell ‘ın manevi laik babası olmasını istemesi ile ortaya çıktı. Mill, Russell’ın doğumundan bir yıl sonra vefat etti ancak eserlerinin Russell’ın yaşantısı üzerinde önemli etkileri oldu.
Çocukluğu ve Gençlik Yılları [değiştir]

Russell’ın iki kardeşi vardı; Frank(kendisinden neredeyse 7 yaş büyüktü) ve Rachél( kendisinden 4 yaş büyüktü). Rachél ölümünden kısa bir süre sonra Haziran 1874 yılında Russell’ın annesi dizanteriden vefat etti. Babasıda uzun süren bir depresyon döneminin sonunda bronşitten vefat etti. Frank ve Russell Richmond Park’daki Pembroke yaşayan ve sıkı bir Victoria Ahlakına sahip olan dedelerini yanına yerleştiler. Eski bir başbakan olan dedesi, Jonh Russell, Birinci Earl Rusell, Bertrand’ın aklında tekerlekli sandalyedeki nazik ihtiyar olarak kaldı ve 1878 yılında vefat etti. Sonuç olarak Kontes Russell Bertrand’ın çocukluk ve gençlik yıllarında ailenin reisi konumundaydı.

Kontes İskoçya’nın Prebyterian ailesine mensuptu ve Court Of Chacery’den Amberly’in vasiyeti üzerine çocukları birer agnostik olarak yetiştirme ricasında bulunmuştu. Muhafazakarlığına rağmen diğer alanlarada düzenlenen gelişmeleri takip etti( Darwinizm’i kabul etmek ve Irish Home Rule desteklemek gibi. Kontesin Russell’ın sosyal adalet üzerindeki görüşlerini ve ve pirensipleri konusunda ayakta kalması konusundaki etkileri yaşantısı boyunca devam etti. Kontesin İncildeki favori ayeti ‘’ Kötülük yapan kalabalığı izlemiyeceksin’’( Exodus23:2), Russell’ın sloganı oldu. Pembroke Lodge’de ortam daha çok sık sık dua etmekten, duygusal baskı ve törenlerden ibaretti; Frank bu duruma dayanamadı ve isyan başlattı, ancak genç Russell duygularını saklamayı öğrendi.

Russell’ın gençlik çağında çok yanlızdı ve sıklıkla intihar eğilimindeydi. Otobiyografisinde ilgisini en çok çeken iki şeyin din ve matematik olduğunu beliritir ve kendisini intihardan alıkoyan şeyin matematik hakkında daha fazla bilgi edinmek istemesi olduğunu söyler. Russell eğitimini evde bir çok eğiticiden ders alarak tamamladı. Abisi Frank Russell’ı hayatını değiştiren Öklid ile tanıştırdı.

Ayrıca bu gelişim yıllarında Russell Percy Bysshe Shelley’ın çalışmalarını keşfetti. Otobiyografisinde, ‘’Boş zamanlarımın tamamını onun yapıtlarını okuyarak ve onu kalpten anlayarak, tanıdığım hiçkimseyle düşündüklerimi yada hissettiklerimi konuşamayacağımı bilerek geçirirdim. Shelley ile tanışmanın ne kadar harika olacağını hayal ederdim. On beş yaşlarının başında zamanını büyük bir kısmını Hristiyan dogmalarının doğruluğu hakkında düşünerek geçirdiğini belirtir ve 15 yaşında en azından bunları ortaya çıkarması gerektiğine karar verdi.

Üniversite Yılları ve İlk Evliliği

Russell Tripos College’inde Mathematical Tripos okumak üzere burs kazadı ve 1890’larda çalışmaları doktora tezi oldu. Genç G.E.Moore ile tanıştı ve kendisini Cambridge Apostles’ a öneren Alfred North Whitehead’in etkisi altına girdi. Kendisini matematik ve felsele alanlarında hızlı bir şekilde gösterdi ve 1893 yılında Wrangler( Campbridge Üniversitesinde Matematik Bölümünde lisans öğrencilerinin birinci sınıf onur nişanı kazanan öğrencinin 3. Yılında mezun olması) derecesiyle mezun oldu ve 1895 yılının sonlarında akademi üyesi oldu.

Russell 17 yaşındayken bir Quaker olan eşi Alys Pearsall Smith ile tanıştı. Pearsall Smith ailesi ile arkadaş oldu- Onlara Russell daha çok Lord John’un torunu olarak görüyorlardı ve kendileri ile birlikte olmalarından memnuniyet duymaktaydılar- onlarla beraber seyahatlare çıktı. 1889 yılındaki Paris Sergisinde( Paris Exhibition of 1889) Russell Eyfel Kulesinin tamamlanmasından kısa bir süre sonra tırmandığında Pearsall ailesi ile birlikteydi.

Kısa zamanda Bryn Mawr College mezunu ve bağnaz Alys’e aşık oldu ve anneannesinin istememesine rağmen 13 Aralık 1894 yılında Alys ile evlendi. Russell’a göre evlilikleri 1901 yılında Russell bisiklete binerken onu daha fazla sevmediğini farketti ve evlilikleri çökmeye başladı. Alys onu sevip sevmediğini sordu ve Ruselll hayır olarak cevapladı. Russell ayrıca Alys’in annesinide sevmiyordu ve onu kontrolcü ve zalim bulmaktaydı. Olması gereken oldu ve evliliklerinde boşluğa düştü ve sonunda 1921 yılında uzun süren bir ayrılığın sonunda boşandılar. Rusell’ın tutkulu ve birden fazla kadınla aynı anda yaşadığı tutkulu ilişkileri oldu. Bu kadınlar arasında Leydi Ottoline Morrell ve aktris Leydi Constance Malleson vardı.
Kariyerinin İlk Yılları

Russell hayatı boyunca sürdüreceği politik ve sosyal teorilerin ilk işareti olan kitabı Alman Sosyal Demokrasisi kitabını 1896 yılında yayınladı. 1896 yılında aynı zamanda 1937 yılının sonbaharında bilimin gücü üzerine ders verdiği Londra Ekonomi Üniversitesi’inde Alman sosyal demokrasisi derslerini verdi . Aynı zamanda 1902 yılında reformcular Fabian yanlılar Sidney ve Beatrice Webb tarafından kurulan Coefficients dining club üyesiydi.

Trinity’de matematiğin temelleri üzerine yoğun çalışmalara başladı ve kümeler kuramına meydan okuyan Rusell’ın paradoxunu( Russell’s paradox) keşfetti. 1903 yılında ilk önemli matematik kitabı olan az sayıda ilkelerden yola çıkılarak matematiğin anlaşılabileceğini gösteren kitabı olan The Principles of Mathematics( Matematiğin İlkeleri)) kitabını yayınladı.

1905 yılında İfade Üzerine adlı denemesi felsefi bir gazete olan Mind’da yayınlandı. Russell 1908 yılında Royal Society’in bir üyesi oldu. Whitehead ile birlikte yazdıkları üç bölümlük Principia Mathematica adlı kitabı 1910 yılında yayınlandı. Daha önceden yazdığı The Principles of Mathematics ile beraber kendi alanında Russell’ı dünyaya tanıttı.

1910 yılında Campbridge Üniversitesinde öğretim üyesi oldu ve orada daha sonraları kendisinin doktora öğrencisi olacağı Avusturalyalı mühendis Ludwing Wittgenstein ie tanıştı. Ludwing’i bir dahi ve mantık üzerine yaptığı çalışmaları devam ettirecek halefi olarak görüyordu. Wittgenstein’in çeşitli korkuları ve depresyonları uğraşarak saatler harcadı. Bu çalışmalar Russell’ın enerjisini tüketiyordu fakat Russell kendisinden büyülenmeye devam etti ve onu akademik gelişimini cesaretlendirmeye devam etti . 1922 yılında Tractatus Logico-Philosophicus adlı eserin yayınlamasına yardımcı oldu. Russell 1918 yılında Birinci Dünya Savaşı sonlanmadan önce Wittgenstein halen savaş suçları hapishanesinde olduğu sırada Wittgenstein’in Mantıksal Parçalanma( Logical Atomism) üzerindeki çalışmalarını teslim etti.
Birinci Dünya Savaşı Sırasında [değiştir]

Birinci Dünya Savaşı sırasında Russell savaş karşıtlığını aktif olarak yürüten birkaç kişiden biriydi ve 1916 yılında under Defence of the Realm Act yasası uyarınca hüküm giymesinden sonra Trinity Kolejinden uzaklaştırıldı.

Ödemeyi reddettiği 100 pund ile cezalandırıldı ve hapishaneye yatmayı umuyordu fakat fakat kitapları kefaleti ödemek için açık arttırmada satıldı. Kitapları açık arttırmada bir arkadaşı tarafında satın alındı ve sonraları ‘’Campbridge Polisi Tarafından El Konuldu’’ şeklinde mühürlenen King James İncili’nin kopyalarını sakladı.

1918 Eylülünde Russell serbest bırakıldı. 1919 yılında yeniden içeri alındı ve 1920 yılında yeniden serbest bırakıldı ve 1944-1949 yılları arası yeniden akedemi üyesi oldu. Daha sonraki yıllarda ABD’yi Britanya’nın yanında savaşa girmesi için devat etmesi üzerine Brixton Hapishanesinde altı ay yattı.
İki Savaş Arası ve İkinci Evliliği [değiştir]

1920 yılının Ağustos ayında Russell Britanya hükümetinin resmi görevlendirmesiyle Rusya Devriminin etkilerini araştırmak için Rusya’ya gitti. Vlademir Lenin ile tanıştı ve kendisiyle bir saat süren bir sohbette bulundu. Otobiyografisinde, Lenin’nin kendisini hayal kırıklığına uğrattığını ve kendisini acımasızlıkdan çocukca zevk alan bir insan olarak gördüğünü belirtir. Russell’ın sevgilisi Dora Black’de aynı zamanda bağımsız olarak Rusya’yı ziyaret etmiştir. Kendisi devrim hakkında çok hevesliydi fakat Russll’ın yaşadığı deneyimler kendisinin devrim için verdiği desteğinin yıkılmasına yol açtı. Gezideki deneyimlerinden faydalanarak Bolşevizmİn Teorisi ve Pratiği( The Practice and Theory of Bolshevism) adlı ve içinde Russell’ın fikirlerini değiştirmeleri üzerine verdiği tüm uğraşlara rağmen, evlerine dönüp rejimin iyiliği hakkıknda düşünen 24 Britanyalının dahil olduğu bir kitap yazdı. Örnek olarak, onlara gecenin bir yarası arkadaşının vurulduğunu ve bunun gizli bir infaz olduğunu anlatmaya çalışmış fakat diğerli bunun yakıtın erken ateşlenmesi sonucu motordan gelen bir ses olduğunu düşünmeye devam etmişlerdir.

Russell sonraları Dora’nın eşliğinde Pekin’de bir yıl felsefe dersleri vermiştir. Oraya Çin’in yeni bir yola girmesi gibi iyimserlik ve umutla gitmişti. Diğer akademisyenlerin arasında Hintli şair ve Nobel ödülü sahibi Rabindranath Tagore’de bulunuyordu. Çin’de bulunduğu sırada ciddi şekilde zatürreye yakalandı ve Japon basınında kendisine ait olmayan ölüm raporu yayınlandı. Gezileri dönüşünde ikili Japonya uğradı ve Dora Japon basınına ‘’ Japon basınına göre ölü olan Bay Bertrand Russell’ın gazetecilerle görüşme yapması mümkün değildir dedi. Basın iğnelemeyi takdir etmediği gibi memnunda kalmadı.

Çiftin 26 Ağustos 1921’de İngiltere’ye dönüşlerinde Dora 6 aylık hamileydi ve Russell aceleci bir şekilde Alys’den boşandı. 27 Eylül 1921 tarihinde boşamadan 6 gün sonra Dora ile evlendi. Çocukları John Conrad Russell,4. Earl Russell 16 Kasım 1921 yılında ve Katharine Jane Russell(Şu anda Lady Katharine Tait) 29 Aralık 1923 yılında dünyaya geldi. Russell fizik, etik ve eğitim meselelerini meslekten olmayanlara açıkladığı popüler kitabını yazarken kendisini destekledi. Bazıları bu noktada T.S. Eliot’un ilk karısı olan Vivienne Haigh-Wood ile ilişkisi olduğunu belirtir.

Russell’ın evliliği gittikçe zayıfladı ve Amerikalı gazeteci Griffin Barry’den iki çocuğu olması üzerine kırılma noktasına geldi. 1932 yılında ayrıldılar ve sonunda boşandılar. 18 Ocak 1936 yılında Russell üçüncü eşi, Oxford’da lisans öğrencisi öğrencisi olan çocuklarını 1930’den beri dadısı olan Patiria (‘’Peter’’) Spence ile evlendi . Russell ve Peter’ın bir çocukları oldu. Conrad Sebastian Robert Russell, 5. Eartl Russell, önemli bir tarihçi ve Liberal Demokrasi Partisi’nin önemli figürlerinden biri haline geldi.

1930lu yıllarda Russell India League’nin sekreteri ve Büyük Britanya’da Hindistan’ın bağımsızlığı için çalışan lobicilerin önde gelenlerinden biri olacak olan V.K. Krishna Menon’un arkadaşı ve işbirlikçisi oldu.
İkinci Dünya Savaşı

Russell Nazi Almanyasına karşı yeniden silahlanmaya karşıydı fakat, 1940 yılında Hitler’i yok etmenin büyük ölçekli yeni bir dünya savaşından daha önemli olduğu konusunda fikrini değiştirdi. Adolf Hitler’in tüm Avrupa’yı egemenliği altına almasının demokrasiye yönelik kalıcı bir tehdit oluşturacağı sonucuna vardı. 1943 yışlında büyük ölçekli savaş karşıtı olan’’Relative Political Pacifism’’ görüşünü benimside. Buna göre ‘’ Savaş her zaman büyük bir felakettir, fakat bazı özel durumlarda iki tane büyük felaketin olmasından iyidir.

İkinci Dünya Savaşından önce Russell Chicago Üniversitesinde ders vermekteydi, daha sonra ise Kaliforniya Üniversitesinde ders vermek için Los Angeles’a taşındı. 1940 yılında New York Şehir Kolejinde görevlendirildi fakat yaptığı itiraz sonucu görevlendirilmesi mahkeme kararı ile kaldırıldı. Görüşleri( özelliklede on yıl evvel Evlilik ve Ahlak kitabında açıkladığı cinsel ahlak üzerine görüşleri) nedeniyle üniversitede eğitim vermesinin ahlaken uygun olmadığı kararına varıldı. Protestolar matematiksel mantıktan geçmek için yeterli notu alamayan bir öğrencinin annesi tarafından başlatıldı. John Dewey’in başını çektiği birçok aydın kendisine yapılan muameliyi protesto etti. Albert Einstein sıklıkla hatırlanan sözü ‘’ Büyük düşünürler her zaman orta zekalıların insalarından şiddetli muhalefet görmüşlerdir’’’i ilk defa Russell’ı desteklemek için yazdığı mektupda kullanılmıştır. Dewey ve Horoce M. Kallen bir düzine makaleyi CNNY’deki Bertran Russell Dosyası ile iligili olarak düzenlediler. Daha sonraları farklı konumlardan izliyicilere felsefe tarihi dersi vermek için Barnes Foundation’a katıldı. Bu derslerin çoğu Batı Felsefesi Hakkında Bir Hikaye([[A History of Western Philosophy[[) adlı kitabına dayanır. Eksantrik arkadaşı Albert C. Barnes ile olan arkadaşlığından kısa sürede soğudu ve Trinity Kolejine katılmak için 1944 yılında Britanya’ya geri döndü.
Sonraki Yılları

1940 ve 1950li yıllarada BBC’de pek çok programa katıldı. Özelliklede çeşitli güncel ve felsefik olayların konu alındığı Brains Trust ve the Third Programme şovlarını tercih etti. Bu sırada Russell akademik çevreler dışında da özellikle magazin yazarları ve gazetelerde sık sık gündeme gelerek ünlü oldu. Ekim 1948’de Hommelvik’de meydana gelen ve 43 yolcudan aralarında Russell’ın da bulunduğu 23 kazazede arasındaydı. A History of Western Philosphy en çok satanlar arasında yer aldı ve Russell’ın kalan yaşantısını güvence altına alması için büyük miktarda gelir sağladı.

1948 yılında yaptığı bir açıklamada Russell eğer Sovyetler Birliği’nin agresif tavrını sürdürürse ahlaken kötü olacağını, eğer SSBC’nin elinde atom bombası yoksa batının hızlı ve az kayıplı bir zafer kazanacağını belirtti. O zamanlar sadece ABD atom bombası üretmekteydi ve SSBC Doğu Avrupa ülkelerine karşı oldukça agresif bir politika izliyordu.

9 Haziran 1949 günü Kralın Doğumu Şerefi’ne verilen ödüllerde Order of Merit ödülüne ertesi yıl ise Nobel Edebiyat Ödülüne layık görüldü. Russell dördüncü eşi Edith Finch ile 15 Aralık 1952 tarihinde evlendi. Birbirlerini 1925 yılından beri tanımaktaydılar ve Edith Bryn Mawr Kolejinde İngilizce öğretiyordu ve Russell’ın 20 yıllık dostu Lucy Donnelly ile aynı ev paylaşıyordu. Edith Russell’ın ölümüne kadar onunla beraber oldu.

1962 yılında Russell Küba Füze Krizi sırasında toplumsal bir rol üstlendi. Russell Sovyet Birliği lideri Nikita Khrushchev’e yazdığı mektubun karşılığında Sovyet hükümetinin duruma kayıtsız kalmayacağına dair bir cevap alırken, Kennedy ise mektubu açılmamış bir halde geri gönderdi.
tr.wikipedia.org

Akşemseddin



Akşemsettin, (1389/1390 - 1459 Göynük) asıl adı ile Şeyh Muhammed Şemsettin Bin Hamza, 15. yüzyılın sufilerinden biri ve Türk bilim adamıdır[kaynak belirtilmeli].

1389 yılında Osmancık'ta doğmuştur. Daha sonra 7 yaşında babası Şerafeddin-i Hamza Şâmî ile çağımızda Samsun'a bağlı olan Kavak'a yerleşmişlerdir[1]. Hacı Bayram-ı Veli’nin müridi ve Fatih Sultan Mehmet’in hocalarındandır[kaynak belirtilmeli]. İstanbul'un manevi fatihi olarak da anılır[kaynak belirtilmeli]. Saçının ve sakalının ak olması ve beyaz elbiseler giymesinden dolayı Akşeyh veya Akşemseddin adlarıyla meşhur olmuştur. İskilip'te çocuklarından Nurulhuda'nın türbesi ile diğer yakınlarının mezarları vardır. Evlik köyünde bir cami yaptırmıştır[kaynak belirtilmeli]. Akşemsettin Amasya'da medreselerden eğitim aldıktan sonra büyük üne kavuşmuştu.

Akşemsettin, küçük yaşlardan itibaren bilime ve sanata karşı ilgi duydu. İlim tahsilini tamamladıktan sonra, Osmancık'ta müderris oldu. Medrese öğrenimini zamanın büyük velisi Hacı Bayram-ı Veli'nin yanında tamamladıktan sonra seçkin bilginler arasında yerini aldı. Üstün zekası ve anlayışı, yılmak bilmeyen çalışma gücüyle kendini kitaplara adadı. Başta İslami bilimler olmak üzere tıp, astronomi, biyoloji ve matematikte zamanın ünlülerinden oldu. Uzun yıllar Osmanlı medreselerinde çalışarak yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Tıp alanında bulaşıcı hastalıklar üzerinde de önemli çalışmalar yaptı. Araştırmaları sonunda tıp ile ilgili Türkçe yazdığı Maddet-ül Hayat veArapça yazdığı Hall-i Müşkilât ve Risalet-ün nuriyye adlı Tasavvuf kitapları, bilinen eserleridir.Tıp ile ilgili Türkçe yazdığı Maddet-ül Hayat'ta geçen "Hastalıkların insanlarda teker teker peyda olduğunu zannetmek yanlıştır.Hastalıklar insandan insana gözle görülmeyecek kadar küçük tohumlar vasıtasıyla geçer" cümlesi ile ilk mikrop teorilerinden birini ortaya atmıştır. Tarihte mikroorganizmalardan bahseden ilk kişidir ve Mikrobiyolojinin babası sayılmaktadır.

Akşemsettin'in asıl ünü, büyük veli, Hacı Bayram Veli ile tanışmasından sonra başlamıştı. İlmi konulardaki önemli başarılardan sonra tasavvuf konusunda da ağırlığını göstermiş, daha sonra da II. Murat'ın emir ve isteğiyle Fatih Sultan Mehmet'in hocalığına tayin edilmişti. II. Mehmed'e danışmanlık yaparak İstanbul'un fethine katkıda bulunmuştur ve bu şekilde onun takdirini kazanmıştır[kaynak belirtilmeli]. Fetih sırasında Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin kabrini keşfetmesi, Osmanlı ordusunun moralini yükseltmiştir[kaynak belirtilmeli]. Padişahla İstanbul'a girişi hikaye olarak yazılmıştır.[kaynak belirtilmeli].
İstanbul'a Giriş [değiştir]

II. Mehmed Akşemsettin ile İstanbul'a girişte ve şehir halkı tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Şehir halkı Akşamsettin'i II. Mehmed sanmış ve ona çeşitli hediyeler sunmuşlardır. Önce bunları reddeden Akşamsettin, II. Mehmed'in "Gidiniz, çiçekleri gene ona veriniz. Sultan Mehmet benim, ama o, benim hocamdır" [kaynak belirtilmeli]sözüyle hediyeleri kabul etmiştir.

Fatih Sultan Mehmet tarafından 1464 yılında yaptırılmış olan türbesi Bolu ilinin, Göynük ilçesindedir. İlçede her yıl, İstanbul'un fetih günü olan 29 Mayıs (Mayıs ayının son pazar günü) tarihinde anma günleri düzenlenmektedir.

Eserleri

Risalet-ün nuriyye Tasavvuf konusunda olumsuz yönde yorum yapanlara karşı yazılmıştır. Arapça olup, kardeşi Hacı Ali tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.
Risale-i Zikrullah:200000000
Risale-i Şerh-i Ahval-i Hacı Bayram-ı Veli
Def’ü Metain
Makamat-ı Evliya (Velilerin Makamları)
Maddet-ül-Hayat (Hayat Maddesi)
Nasihatname-i Akşemsettin (Akşemsettin Nasihatnamesi)
Kitab-ül-Tıp (Tıp Kitabı)
Hall-i Müşkülat (Güçlüklerin Halli)
tr.wikipedia.org

Marshall Berman


Marshall Berman (d. The Bronx, New York, 1940), hümanist Marksist ve teorisyen. City University of New York'ta(en) siyaset teorisi ve şehir sosyolojisi dersleri vermektedir. The Village Voicedergisinde düzenli olarak yazmaktadir. Halen New York’ta yaşamaktadır.

Berman, modernizmin bitmemiş, tamamlanmamış bir proje olarak anlaşılmasından yanadır ve bu yönde postmodernizme karşı önemli bir eleştirel değerlendirme ortaya koyar. Bu yaklaşım hem postmodernizmin reddedilmesi hem de modernliğin yeniden değerlendirilmesi yönündedir. Modernizm, Berman'a göre, Karl Marx'ın Komünist Manifesto'da belirttiği anlamda katı olan her şeyin buharlaşması anlamına gelmektedir ve postmodernizm denilen süreç de bir kopuş değil ancak bunun bir devamıdır. Dolayısıyla, Berman'a göre, son zamanların fikir adamlarına değil bir önceki yüzyılın düşünürlerine dönerek modernizmi yeniden değerlendirmek gerekmektedir. Modernite, modernlik, modernizm gibi kavram ayrımlarını netleştiren ve modern düşüncenin anlaşılmasını belirginleştiren bir yaklaşım sergilemektedir.

Berman'in değişiyle;

"Bugün, dünyanın her köşesindeki insanlarca paylaşılan hayati bir deneyim tarzı; diğer bir deyişle uzay ve zamana, ben ve ötekilere, yaşamın imkânları ve zorluklarına ilişkin bir deneyim tarzı var. Bu deneyim bütününü modernlik diye adlandırmak istiyorum. Modern olmak, bizlere serüven, güç, coşku, gelişme, kendimizi ve dünyayı dönüştürme olanakları vaat eden; ama bir yandan da sahip olduğumuz her şeyi, olduğumuz her şeyi yoketmekle tehdit eden bir ortamda bulmaktır kendimizi. Modern ortamlar ve deneyimler coğrafi ve etnik, sınıfsal ve ulusal, dinsel ve ideolojik sınırların ötesine geçer; modernliğin, bu anlamda insanlığı birleştirdiği söylenebilir. Ama, paradoksal bir birliktir bu, bölünmüşlüğün birliğidir: Bizleri sürekli parçalanma ve yenilenmenin, mücadele ve çelişkinin, belirsizlik ve acının girdabına sürükler. Modern olmak, Marx'ın deyişiyle 'katı olan her şeyin buharlaşıp gittiği' bir evrenin parçası olmaktır."

Politics of Authenticity: Radical Individualism and the Emergence of Modern Society isimli bir kitabı vardır. Türkçede, Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor ve Marksizmle Maceram adlı kitapları yayımlanmıştır.

Kitaplar
Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, M.Berman, İletişim yayınları
Marksizmle Maceram, Berman, İletişim yayınları
Özgünlüğün Politikası (Radikal Bireycilik ve Modern Toplumun Ortaya Çıkışı), Sel Yayıncılık, 2011

tr.wikipedia.org

Jane Addams

Jane Addams (1860, İllinois - 1935, Şikago), ABD'li toplumsal reformcu, barış yanlısı ve kadın hakları savunucusudur.

1889'da, İngiltere'deki derneklerden etkilenerek Şikago'da kendisinin ve diğer sosyal reformcuların oturduğu, kentin yoksul semtlerindeki koşulları düzeltmek için çalışmalar yaptıkları bir kurum olan Hull House'u kurdu. Hull House, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki diğer toplumsal yardım merkezlerinin çoğu için bir model oluşturdu.

Jane Addams 1919'da Barış ve Özgürlük İçin Uluslararası Kadınlar Birliği'nin başkanı oldu. 1931'de Nobel Barış Ödülü'nü Nicholas Murray Butler ile paylaştı.

tr.wikipedia.org

9 Mart 2012 Cuma

127 saat (Biyografi-Dram-Macera)

Arkadaşım cep telefonun olsun, rahatsız edilmek istemiyorsan kapatırsın bu kadar basittir ya. Yok Radyasyon yayıyor, bağımlılık yapıyor diyorsan şu filmi izle de gör adamın başına neler gelmiş. Ama adamın verdiği mücadele taktire şayan. Her şeye rağmen hayatta kalma çabası.. Ölümle yüzleşen bir insan neler yapabilir ?

İzlenmesi gereken bir film...


RSS FeedRSS

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Macys Printable Coupons