İnternet Ve Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnternet Ve Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Rss Nedir? Ne İşe Yarar?





Günlük haber ihtiyacını karşılamak isteyenler, onlarca internet sitesini ziyaret etmek için çoğu zaman saatler harcar: Siteye gitmek, haberleri aramak, okumak, gerektiğinde kaydetmek ve sonraki sayfaya geçmek vakit alıcıdır. Bir diğer seçenek ise haber gruplarına üye olmak. Bu sefer de e-posta adresinizi verdiğiniz için spam ve virüs gönderilmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız.

İşte, yeni bir haber teknolojisi olan RSS de tam bu noktada devreye giriyor. Açılımı 'Really Simple Syndication' (Gerçekten Basit Dağıtım) veya 'Rich Site Summary' (Zengin İçerikli Site Özeti) olan RSS, iki açılımda da tek bir şeyi ifade ediyor: Haberlerin, e-posta karmaşasından ve siteleri dolaşma stresinden kurtarılıp, en kısa yoldan en fazla kişiye ulaştırılabilmesi.

'RSS-Feeds' veya 'RSS-Channels' (RSS Kanalları) her şeyden önce newsletter, yani haber bülteni şeklinde gönderilmiyor; tam tersine, bir RSS okuyucusu tarafından haberin yayınlandığı sayfadan alınıyor ve gösteriliyor. Haberler, bir başlık ve logoyla XML formatında gönderiliyor. Haberi okumak istediğinizde ise haberin başlığına tıklayarak haberin tamamını içeren HTML formatında hazırlanmış internet sayfasına gidiyorsunuz.

Bu tür bir haber alma yoluna gidenler için masraflar yok denecek kadar az. İnternet sayfası için hazırlanan haberler, bir uygulama tarafından tam otomatik olarak açılıp, RSS için uygun olan XML formatına dönüştürülüyor. Bu XML verisi okuyucu için gerekli bağlantıları, başlıkları ve markalamaları da içeriyor. Her yeni haber gönderimiyle beraber XML verisi de yeniden yazılıyor ve eski kayıtlar siliniyor. Bu şekilde, çoğu haber yenilemesinden sonra bile haber gönderimini hızlandırmak için veri boyutu düşük tutulmuş oluyor. Bu şekil bir haber akışına 'üye' olan kişinin yapması gereken şey, XML verisinin bulunduğu sayfayı okuyucu yazılıma girmek. Hangi RSS okuyucuyu tercih edebileceğinizi ve haber kanallarına nasıl girileceğini, yan sayfadaki kutuda bulabilirsiniz.

Klasik haber bültenlerinden farklı olarak, RSS tamamıyla anonim kullanılabilir.

E-posta adresi vermeniz gerekmediği için spam postalara maruz kalmanız da söz konusu değil. XML formatı sayesinde ise virüslere geçit verilmiyor ve RSS üyeliğinden vazgeçmek, bazı e-posta haber bültenlerinin aksine, gayet sorunsuz, yalnızca istemediğiniz kanalı silmeniz yeterli.

Bu sayede kullanıcılar kendi e-posta kutularının kontrolünü tekrar kazanabiliyorlar. Asıl şaşırtıcı olan ise bu kadar avantajlı bir teknolojinin uzun zamandan beri kullanıma açılamamış olması, çünkü RSS teknolojisinin temelleri 1999'da, internetin öncülerinden biri olan Netscape tarafından atılmıştı. İnternet tarayıcısı derleyen Netscape, bu yolla kendi portalı MyNetscape'e, başka sayfalardan içerik sağlamak istemişti. Ancak, Netscape'le beraber unutulmaya yüz tutmuş olan bu çok etkili RSS teknolojisinin faydaları, geçen ay karşılaştığımız spam ve virüs saldırılarından sonra tekrar gündeme geldi. Olaylardan bu yana RSS için talep ciddi bir şekilde arttı: s228'deki resimlerin de ortaya koyduğu gibi, şu sıralarda büyük medya kuruluşları RSS teknolojisine başvuruyor.

RSS teknolojisiyle haber formatında yeni bir sayfa açılıyor

Bu teknolojiyi daha da çekici hale getiren ise haber kanallarının kolayca oluşturulabilmesi. Bu günlerde birçok Weblog ve İçerik Yönetim Sistemi, hatta ev kullanıcıları bile bu teknolojinin özelliklerini kullanıyor. Bir internet sayfasının bu yeni haber formatına ne kadar çabuk ayak uydurabileceğini en iyi kanıtlayan çalışma ise 'myRSS' (http://myrss.com). Bu sitede herhangi bir sayfa RSS haber akışına dahil edilebiliyor ve anında myRSS üzerinden kayıt olunuyor. Hizmet şimdilik beta aşamasında olmasına rağmen sorunsuzca çalışıyor.

RSS hizmeti sunan haber sitelerinin bulunması

Peki bir sitenin gerçekten RSS hizmeti sunup sunmadığını nasıl anlayabilirsiniz? Bu teknolojiyi kullanan siteler sayfalarında RSS kısaltmasını veya üzerine tıklandığında sizi kendi RSS okuyucunuz aracılığyla habere ulaştıran renkli dikkat çekici XML yazıları kullanıyorlar. Ne kadar çok site RSS çatısı altında toplanırsa, haber aramak da bu ölçüde kolaylaşıyor ve siz de gün boyunca daha önemli şeylere zaman ayırabiliyorsunuz. Bu bağlamda ön plana çıkan www.newsisfree.com gibi online portallar, birçok haber kanalını bünyesinde barındırarak, kullanıcının çeşitli başlıklar ve kategoriler içinde keyfi düzenlemeler yapmasına olanak veriyor.

Haber kanallarının başka bir ilgi çekici özelliği ise web sitesi sahiplerinin işine yarıyor: Site sahipleri, istedikleri haberi kendi sitelerine rahatlıkla taşıyıp, haberi yayınlayan sitenin başlığı ve logosuyla birlikte ziyaretçilerin haber taleplerini karşılayabiliyorlar.

Bunun avantajı ortada. Artık haberleri kendiniz düzenlemek zorunda değilsiniz, buna rağmen güncel haberlere istediğiniz şekli verebilirsiniz. Tek dezavantaj ise, tüm haberi okuyabilmek için üzerine tıkladığınızda, haberi asıl yayınlayan sitenin ziyaretçi istatistiklerini yitirmemesi için haberin yayınlandığı kaynak siteye yönlendirilmeniz.

Yapılan hesaplar gösteriyor ki gelecek aylarda RSS'e olan talep ciddi bir şekilde artacak ancak sadece haber alanında değil. Microsoft (http://blogs.msdn.com) gibi yazılım geliştiricileri bile artık RSS teknolojisini uygulamaya geçmiş durumda.

RSS geleceğin en yaygın haber standardı olacak

RSS okuyucu içeren işletim sistemlerinin ve programların sayısı gelecekte de artmayı sürdürecek. Bunun en iyi örneği, Windows XP'nin takipçisi olan 'Longhorn' da haberlerin doğrudan masa üstünde görüntülenebilecek olması. Ayrıca şu anda sadece deneme sürümü mevcut olan yeni internet tarayıcısı Opera 7.5, bu sürümüyle beraber gelen e-posta programında bir RSS okuyucuya sahip olacak. Böylece RSS de e-posta kadar bilinir hale gelecek.

Amerikan başkanı George Bush bile geçen sene, bir tür günlük olarak kullandığı ve seçmenlerin de kendisine mesaj yazabildiği 'Bush Blog' (www.georgewbush.com/blog/index.rdf) ile seçim kampanyalarındaki yerini RSS ile sağlamlaştırdı.

RSS ARKA PLAN VE PRATİK

News Feed'lere abone olmak ve okumak


RSS haberlerini rahatlıkla okuyabilmek için, haberi yayınlayan sitenin haber başlıklarını içeren XML verilerini günde bir defa veya daha sık alıp istenilen formatta gösterebilecek bir okuyucuya ihtiyaç var. Bu okuyucu, tercihe göre tek başına bir program, bir Outlook eklentisi veya internet tabanlı bir servis olabilir. Habere tıklamanız halinde haberin tümü yayıncının sayfasında, HTML sayfasının bütün değişik görüntüleme olanaklarıyla size sunulacak.

Her şey için tek bir okuyucu

RSS okuyucu HTML sayfalarını çoğunlukla kendisi oluşturduğu gibi, aynı zamanda da birçok RSS standardını da desteklemekte. Bunun sebebi ise RSS'nin 0.9 sürümünden beri iki ayrı koldan geliştirilmiş olması.

RSS-DEV Working Group'un derlediği 1.0 sürümüyle UserLand firmasının derlediği 2.0 sürümü arasında bazı uyumsuzluklar ortaya çıkıyor ama buna rağmen farklı sürümler kullanıcı için sorun teşkil etmiyor. Almanca bir program olan 'FeedOwl' (www.rssreader.de) ve İngilizce bir program olan 'FeedReader' (www.feedreader.com), bedava ve baş- langıç için uygun seçenekler. Özellikler ve kullanım kolaylığı açısından daha üstün bir program olan 'FeedDemon' (www.feeddemon.com) ise 30$ fiyatla satılıyor ve 30 günlük deneme sürümü mevcut.

Aynen devam: RSS ve Outlook

E-posta ve haber almak için iki ayrı program istemeyen Outlook kullanıcıları, IntraVNews adlı eklenti ile RSS haberlerini alıp görüntüleyebilirler. (www.intravnews.com). Bunun için Microsoft'un geliştirdi ği .Net-Framework'ün yüklenmesi gerekli. Bu zahmete değer, çünkü böylelikle Microsoft Outlook'un RSS Feed arama ve kategorileri filtreleme özelliklerinden büyük ölçüde yararlanabilirsiniz.

RSS Feed Kullanımı

Teorik olarak RSS Feed'lere abone olmak, her site için aynı: Gezdiğiniz sitede bir RSS sembolü görürseniz, tek yapmanız gereken istediğiniz RSS bağlantısını RSS okuyucuya kopyalamak ve açılan yeni kanala bir isim vermek.

Zaten çoğu okuyucu, haber kanalının ismini girme işini XML üzerinden otomatik olarak yapıyor.

Daha da rahatı var: NewsGator (www.newsgator.com) gibi bazı RSS okuyucular, sağ tuş menüsüne bir eklenti koyarak istediğiniz bağlantıyı tek tıklamayla okuyucu yazılıma göndermenize olanak tanıyorlar. RSS okuyucunun XML verilerini hangi sıklıkla güncelleyeceğini bazen kanalı n kendisi, çoğu zaman ise kendiniz belirleyebiliyorsunuz.

Kaynak:

http://www.chip.com.tr
DM / Mete Pınar

1 Mayıs 2012 Salı

Televizyonun İcadı





İskoçyalı 
John Logie BAIRD 1920’lerde “Baird Çorapaltı Çorap” icadının (çorabın altına giyilen bu çorabın ne işe yaradığı hiçbir zaman anlaşılamadı)  patentini almak için uğraşırken aklına görüntü ve sesi elektronik olarak bir yerden bir yere aktarma fikri gelir. Aldığı “Yok artık, daha da neler” tepkilerine, dönemin zor şartlarına ve parasızlığa rağmen hiç yılmadan çalışır. İlk yaptığı model, şimdiki  televizyonlara pek benzemez: Birkaç dikiş iğnesi, birkaç şapka kutusu, büyükçe bir bisküvi tenekesi, bir bisiklet lambası ve biraz mühür mumu. Ortaya çıkan alet Baird’in tam olarak istediği şey değildir, ama bir sonraki aşama için önemli bir deneyim olur. Durumdan fena halde heyecanlanan Baird teknolojik imkanların daha elverişli olduğu Soho’ya yerleşir ve içi garip hurda ve ıvır zıvırla dolu olan ilk ciddi laboratuvarını kurar.

1926 yılında, ilk kez insan yüzünün görüntüsünü Televizyonda elde ediyor. Baird laboratuvarındaki dev ışıkların ısısına dayanması için ilk TV çekimlerinde özel vantrolog kuklaları kullanır. Bir süre sonra bazı deneyleri için gerçek insan gerekince, parayla genç bir ofis boy tutmak zorunda kalır ve 1924’te tarihin ilk televizyonun patenti alınır: Televisor. Oldukça ilkel koşullarda üretilen ve eski bir çay kutusunun üzerine monte edilen Televisor’ün motoru, ev yapımı bir Nipkow diskten oluşmaktadır - disk tekeri olarak şapka kutusundan kesilen yuvarlak karton, lambayı yerleştirmek için bir bisküvi kutusu, mil yerine bir dikiş iğnesi bu motor için ideal malzemelerdir. Baird’ın bulduğu ilk anten enfes bir iletken olan bir Malta haçıydı.

Baird icadını Kraliyet Enstitüsü’ne resmi olarak ilk kez 
26 Ocak  1926’da tanıtır, 1928’de ise ilk görüntüler  Atlas Okyanusu’nun öbür yakasına, yani Londra’dan  New York’a ulaşmıştır bile (fazla bir şey görmek mümkün olmasa da). Böylece Baird ilk televizyon istasyonunu kurar ve BBC için ilk televizyon yayınlarını yapmaya başlar. Hatta ilk TV oyunu da  BBC tarafından yapılan http://www.tvdawn.com/mwfihm.HTM’dur.
1930’ların ortasında ise televizyon yayınları hem  İngiltere’de, hem  Amerika Birleşik Devletleri’nde az sayıdaki zengin kişilerin evlerinde izlenmeye başlanıyor. Alıcıların pahalılığı yüzünden hızlı bir yayılmadan bahsedilemez elbette, ancak bu dönemde her şeyini satarak bütün parasını TV alıcısına yatıran bir İngiliz köylüsünün söyledikleri çok anlamlı: “Hayatım boyunca en büyük hayalim  Londra’yı görmek oldu, bunu alınca artık gitmeme gerek kalmayacak, ne zaman istersem Londra bana gelecek.”


www.turkcebilgi.com

21 Nisan 2012 Cumartesi

Teleskop nedir? Teleskobun Tarihçesi ve İcadı



Teleskop, çok uzak cisimleri yakınımızdaymış gibi gösteren çok etkileyici bir alettir. Teleskoplar günümüzde çok çeşitli boyutlarda kullanılmaktadır. Oyuncakçıdan alabileceğiniz ufak teleskopların yanında, tonlarca ağırlığa sahip örneğin Huble Uzay Teleskobu gibi çeşitleri vardır. Teleskopun ne kadar etkileyici bir cihaz olduğuna örnek vermek gerekirse, 20cm’lik ufak bir teleskopla 80 metre uzaktaki bir el yazısını okuyabilirsiniz.

Dünyada, cam mercek kullanan kırıcı teleskoplar ve ayna-lens sistemini kullanan yansıtıcı teleskoplar olmak üzere iki tür teleskop çeşidi bulunur. Her iki metodla da yapılan iş aynı olmasına rağmen, birbirinden çok farklı şekillerde çalışırlar.

Teleskobun nasıl çalıştığını anlayabilmek için şöyle düşünmek gerekir; neden 80 metre uzaklıktaki yazıyı okuyamıyoruz? Cevabı çok basit, çünkü yazının gözümüzde retina üzerine düşen boyutu çok ufak kalıyor ve okunamıyor. Gözümüzü bir dijital kamera olarak düşünürsek, 80 metre uzaktaki yazıların görüntünün tamamına baktığımızda birkaç pikselden oluşacağını ve okunabilecek büyüklükten oldukça uzak olduğunu anlayabiliriz. Eğer çok daha büyük gözümüz olsaydı, o zaman görüntünün o kısmına odaklanıp yazıyı okuyabilirdik.
İşte teleskobun çalışma mantığı da bunun gibidir. Objektif merceğinin odaklandığı yerden gelen ışık kırılmaya uğrayarak veya aynalarla yansıtılarak bir noktada toplanır ve çok daha büyük gözükmesi sağlanır. İnsan gözünde mercek sabittir, bu nedenle yakınlaştırma veya uzaklaştırma yapamayız. Yapabildiğimiz şey sadece bir noktaya odaklanabilmekten ibarettir.
Elinize bir büyüteç alıp baktığımızda aslında büyüteç merceğiyle kendi göz merceğimiz arasında bir teleskop sistemi oluşturmuş oluruz.
Teleskobun çalışma şekline şematik olarak bakarsak;

Burada objektif lensine gelen ışık, kırılarak göz merceğine yansır ve görüntü artık küçük mercekte oluştuğundan kat be kat büyütülmüş gözükür.

Teleskopların bu bakımdan iki temel özelliği bulunur, birincisi ışığı ne kadar iyi alabildiği ve ikincisi aldığı görüntüyü ne kadar büyütebildiğidir. Bunlar da objektif merceğinin saflığına, kalitesine, pürüzsüzlüğüne ve en önemlisi büyüklüğüne bağlıdır. Ne kadar büyük mercek kullanılırsa o kadar büyük görüntü elde edilir.
Tarihçe
Teleskop ilk olarak Hollandalı Hans Lippershey tarafından 1608 yılında icad edilmiş ve askeri alanda kullanılmıştır. Kırılma prensibine dayanan bu teleskob astronomi alanında ilk kullanan Galileo’dur. Lippershey ve Galileo konveks ve konkav lenslerin birleşiminden oluşan teleskopları kullanıyorlardı. 1611 yılında Kepler iki konveks lens kullanarak geliştirdiği teleskobu kullanmaya başladı. Kepler’in geliştirdiği bu sistemi kullanan teleskoplar halen en iyisidir.

Teleskop Türlerini 3 Ana Grup Altında Toplayabiliriz:

1. Mercekli Teleskoplar : Bu Türde Uzun Bir Tüp Içindeki Mercekten Geçen ışık, Göz Merceğine Gelir.

2. Aynalı Teleskoplar : Bunlarda Kendi Aralarında Ikiye Ayrılır.

A. Newtonian Türü : Newtonian Türü Teleskoplar ışığı Toplayan Ve Ikinci Bir Düz Aynaya Odaklayan Bir çukur Aynaya Sahiptirler. Ikinci Ayna Ise Görüntüyü Ana Tübün Dışına Açılan Bir Penceredeki Göz Merceğine Yansıtır.

B. Cassegrain Türü : Bu Tür Teleskoplar Büyük Bir Küresel Veya Parabolid çukur Ayna Ile Hiperbolid Tümsek Bir Ikinci Aynadan Oluşur. Gelen ışınlar önce çukur Ayna Tarafından Toplanır Ve Ikinci Aynaya Yansıtılır. Bu Aynadan Yansıyan ışınlar Ise Birinci Aynanın Merkez Bölgesindeki Delikten Geçerek Gözmerceğine Odaklanır.

3. Hem Aynalı Hem Mercekli (katadioptrik) Teleskoplar : Bunlarda Kendi Aralarında üçe Ayrılır.

A. Schmidt-cassegrain Türü : Bu Tür Teleskoplarda ışık Ince Bir Schmidt Düzeltici Mercekten Geçerek Gelir. Daha Sonra Küresel çukur Aynaya çarparak Tekrar Geri Yansır. Yansıyan Bu ışınlar Birinci Aynanın Göbeğindeki Delikten Geçerek Gözmerceğinde Odaklanırlar. Bu Tür Teleskoplar Teleskop Türleri Içinde En Modern Olanlarıdır.

B. Maksutov-cassegrain Türü : Bu Tür Genel Olarak Schmidt-cassegrain Teleskoplara Benzer. Bu Tür Teleskoplarda Bir Tarafı Iç Bükey Bir Tarafı Dış Bükey Olan Ince Bir Düzeltici Mercek Kullanılır. Ikinci Ayna, Merceğin Merkez Bölgesi Aluminyum Kaplanarak Oluşturulur.

C. Schmid-newtonian Türü : Bu Tür Teleskoplar Diğerlerine Benzemekle Birlikte; Bunlarda Newtonian Aynaları Ve Schmidt Düzeltici Mercekleri Kullanılmıştır. Daha çok Sönük Uzay Cisimlerini Gözlemek Için Kullanılırlar.




www.emekforum.net

Dijital Fotoğraf Makinesi Nedir ?



Dijital fotoğraf makinesi fotoğrafları elektronik olarak çeken ve saklayan elektronik bir cihazdır. Geleneksel fotoğraf makinelerinde olduğu gibi fotoğraf filmleri kullanılmaz. Bunun yerine ışık film görevi gören ve adına sensör denen yeşil, kırmızı ve mavi renge duyarlı hücrelerden oluşan sandviç tipinde sıkıştırılmış bir katmandan geçer ve bu katmandan alınan değerlerle fotoğraf dijital olarak saklanabilir. Günümüzün dijital fotoğraf makineleri tipik olarak çok fonksiyonludur ve fotoğraf çekiminin yanı sıra ses ve/veya görüntü kaydetme özelliklerine de sahiptir.

Dijital Fotoğraf Makineleri görüntüleri, piksel denilen küçük kareciklere sığdırır. Piksel boyutu ne kadar büyük olursa fotoğrafımız da o kadar büyük olur. İnsanlar piksel arttıkça görüntü kalitesinin arttığını zannetmektedir ancak işin aslı öğle değildir. Piksel sadece fotoğrafın boyutuyla ilgilidir. Görüntünün netliği ve derinliği kesinlikle fotoğraf makinesinin üzerinde bulunan diğer ayarlardan daha çok etkilenir. En büyük faktör lens'tir. Lensler günümüz fotoğraf makinelerinde genelde CCD olarak kullanılır, daha ucuz ve kalitesiz olan makineler CMOS kullanır ancak bu pozisyon bazen değişebilir. Sensör'leri araştırırsanız bazı çok iyi SLR fotoğraf makinelerinin de CMOS sensör kullandığını görebilirsiniz.

Dijital Fotoğraf makineleri günümüzde dört kategoriye ayrılır. Ultra Compact, Compact, DSLR Like, DSLR.

Ultra Compact : Bu amatör makinelerin en önemli özelliği şaşırtıcı derecede ince ve hafif olmalarıdır. Gömlek cebinde bile taşınabilir. Fotoğraf çekim kalitesi ise Compact makinelerle hemen hemen aynıdır. Objektifi değiştirilemez, manuel ayarlama(M,A/S) imkânı çok kısıtlıdır.(Örnek:Sony DSC-T serisi)

Compact : Küçük yapılı, büyük LCD ekranlı, düşük Optic Zoom'lu, fiyat ve özelliğine göre iyi fotoğraflar çekebilen, objektifi değiştirilemeyen, amatör makinelerdir.

DSLR Like : Compact'lara göre daha büyük, Optic Zoom'u fazla, manuel ayarları Compact'a göre fazla DSLR'ye göre az olan, optiği değiştirilemeyen, yarı profesyonel makinelerdir.

DSLR : Büyük boyutlu, birçok manuel ayar olanağı bulunan, objektifi değiştirilebilen, profesyonel dijital fotoğraf makineleridir. Bu makinelerin ayırt edici özelliği, lenslerindeki görüntüyü bakaç (vizör) vasıtası ile görebilmenizdir. Bir başka ifade ile, baktığınızda ve çektiğinizde kullandığınız lens sistemi birdir.

tr.wikipedia.org

Sistem Yolu Nedir?




Sistem Yolu

Ön yüz yolu (ÖYY) olarak da bilinir. Bilgisayarlarda, merkezi işlem birimi ile sistem içerisindeki RAM, AGP video kartları, PCI genişleme kartları, sabit disk ve BIOS’un içerdiği hafıza gibi diğer aygıtlar arasında taşınan tüm elektronik sinyal bilgilerinin fiziksel iki-yönlü veri yolu üzerinden yollanması işlemi ön yüz yolları (ÖYY) veya sistem yolları tarafından sağlanır.

Bazı bilgisayarlarda, MİB’nin dışında bulunan ve arka yüz yolu aracılığıyla bağlanan L2 veya L3 ara bellekleri bulunur. Bu yol ve buna bağlı ara bellek, sistemin RAM’ine ön yüz yolu aracılığıyla ulaşmaktan daha hızlıdır.

Sistem yolunun en yüksek kuramsal bant genişliği, ürünün genişliği, frekansı ve her saat vuruşunda yaptığı veri transferi ile belirlenir. Örneğin, 100 MHz frekansa sahip olan, her saat vuruşunda 4 transfer yapabilen bir 32-bit’lik(4 bayt) ÖYY’nin en yüksek bant genişlği değeri 1600 MB/saniye’dir. Her saat vuruşunda yapılan veri transferinin sayısı kullanılan teknolojiye bağımlıdır. Bu sayı GTL+’da 2 transfer/vuru, EV6 4’de 4 transfer/vuru ve AGTL+’da 8 transfer/vuru’dur.
Tarihi ve Güncel Kullanımı

Sistem yolları veya ÖYY, uygulamaların merkezi işlem biriminin tuttuğundan daha fazla bellek kullanmaya başlamasından itibaren, bilgisayar mimarisinin bir parçası olmuştur.

Çoğu çağdaş sistem yolları, merkezi işlem birimi ile mikroçipler arasında bir köprü görevi görmektedirler. Bu mikroçipler(çoğunlukla northbridge ve southbridge’in kombinasyonları olurlar) sistemdeki tüm diğer yolların bağlantı noktasıdır. PCI, AGP ve bellek yolları bu mikroçipe bağlanır ve verinin bağlı cihazlardan aktarılmasına olanak sağlar.

Bu tür ikincil sistem yollarının hızları, ön yüz yolu’nun (ÖYY) hızından elde edilmiş şekilde çalışır. Herhangi bir merkezi işlem birimi (MİB) kendi bireysel komutunu ne kadar hızlı üretirse üretsin, eğer bu komutları ve verileri aynı hızda alıp getiremezse büyük ölçüde boş yere harcanmış zaman ortaya çıkar. Bu da bir çeşit israftır. Ne zaman bu gerçekleşirse, MİB beklemeli yani bellek kendi değerini geri döndürene kadar geçen bir ya da daha fazla saat vuruşu süresi boyunca hiçbir iş yapmamalıdır. Ayrıca hızlı bir MİB, ÖYY’na bağlanmış diğer aygıtlara erişmesi gerektiğinde geciktirilebilir. Bu sonuçla, yavaş bir ÖYY hızlı bir MİB’ni oldukça yavaşlatır hale gelebilir.

Ön yüz yolunun geleneksel kullanım şekli zamanla kaybolmaktadır. Aslen, bu yol tüm sistem aygıtlarını MİB'e bağlayan merkezi bağlantı noktasıdır. Fakat son zamanlarda ortaya çıkan bireysel noktadan noktaya yolların kullanımındaki artış yüzünden bu teknik geçerliliğini kaybetmeye başlamıştır.
İlgili Bileşenlerin Hızları [değiştir]
MİB(Merkezi İşlem Birimi)

Merkezi işlem biriminin işletildiği frekans değeri, ön yüz yolu hızına bir saat çarpanının uygulanması ile elde edilir. Örneğin, 550 MHz’de çalışan bir işlemci 100 MHz’lik ÖYY kullanıyor olabilir. Bunun anlamı, 5.5 kata ayarlanmış bir iç saat çarpanının (bus/core ratio) var olmasıdır. Böylelikle MİB, ÖYY’nin 5.5 katı hızda çalışmaya ayarlanmıştır, yani 100 MHz × 5.5 = 550 MHz. Bu şekilde ÖYY’nin ya da iç saat çarpanının değiştirerek MİB’nin hızını değiştirebiliriz.
Bellek 

ÖYY’nin hızını ayarlamak direk olarak sistemin kullanması gereken belleğin hız derecesine bağlıdır. Ön yüz yolu’nun MİB ile northbridge’i bağladığı gibi, bellek yolu da northbridge ile RAM’i bağlar. Sıklıkla, bu iki yolların aynı frekansta olmaları gerekmektedir. Ön yüz yolu’nu 170 MHz’e çıkarmak aynı zaman belleği de 170 MHz frekansına getirmek anlamına gelmektedir.

Yeni sistemlerde, “4:5” ve benzeri bellek oranlarının görmek mümkündür. Bellek 5/4 kat daha hızlı şekilde ÖYY’undan daha hızlı çalışacak, bu da 133 MHz’lik yolun 166 MHz’lik bellek ile çalışabileceği anlamına gelmektedir. Sıklıkla buna ‘asenkron’ sistem denir. Burada, MİB ile sistem mimarisi arasındaki farklılıklara bağlı olarak tüm sistem performansının beklenmedik şekillerde ve farklı ÖYY-bellek oranlarında değişebileceğini kavramak oldukça önemlidir.

Karmaşık görüntü, ses, video, oyun ve bilimsel uygulamalardaki büyük boyutlu verilerde, ÖYY’nin hızı performansı belirleyici önemli bir unsur olmaktadır. Yavaş ÖYY, sistem belleğinden (RAM) gelen verinin MİB tarafından beklenmesi sırasında geçen önemli miktardaki zamanın harcanmasına neden olacaktır.
Çevresel(İkincil) Yollar

Bellek yollarında benzer şekilde, PCI ve AGP yolları da ön yüz yoluna asenkron biçimde çalışabilirler. Eski sistemlerde bu yollar, ön yüz yolunun küçük bir bölümünde işletilirlerdi. Bu bölüm BIOS tarafından hazırlanırdı. Yeni sistemlerde ise PCI, AGP ve PCI Express çevresel yolları, kendilerini zamanlama açısından ön yüz yoluna bağımlı kılan saat sinyallerini kendilerini üretmektedirler.
Overclock Yapmak

Overclock yapmak, bilgisayar bileşenlerinin kendi stok performans seviyelerinin üzerinde işletilmelerini uygulamak anlamına gelmektedir.

Bir çok anakart, kullanıcının jumper ya da BIOS ayarlarını değiştirerek saat çarpanı ve ÖYY ayarlarının değiştirilmesine imkân sağlamaktadır. Bir çok MİB üreticisi şimdilerde önceden ayarlanmış çarpanı çipin içine kilitlemektedir. Bazı kilitli MİB’lerini açmak mümkündür. Örneğin bazı Athlon’ların MİB’lerinin yüzeyindeki noktalara elektrik kontağı yapıldığında kilitleri açılabilir. Tüm işlemcilerde ÖYY’nin hızı işlem hızını yükselterek arttırılabilir.

Bu uygulama bileşenlerin belirtilen değerlerinin üzerine çıkmalarına, kararsız davranmalarına, ısınmalarına ve vakitsiz hata vermelerine neden olabilir. Hatta bilgisayar normal çalışıyor gözükse bile ağır işlerde sorun çıkarabilir. Örneğin, Windows Kurulum’u sırasında kopyalama hatası ya da bazı problemler yaşayabilirsiniz [1]. Hewlett-Packard ve Dell gibi perakendeci ya da üretici firmalar tarafından piyasaya sürülen çoğu bilgisayarlar, kararsız davranış ve hata potansiyeline bağlı olarak kullanıcının çarpanı ya da ÖYY ayarlarını değiştirme girişimlerine izin vermemektedirler. Müşterinin makinesini oluiturmak için ayrı olarak alınan diğer anakartlar kullanıcıya bilgisayarın BIOS'undaki ÖYY ayarlarında ve çarpanda daha fazla denetim yapmaya olanak sağlar.


tr.wikipedia.org

Bilgisayar Soğutma



Bilgisayar soğutma, bilgisayarı oluşturan donanımların bütünen veya kısmen açığa çıkardığı ısıyı elimine etme tekniklerinin uygulanması işlemidir.

Bir bilgisayar sisteminin parçaları çalışma esnasında oldukça yüksek miktarda ısı oluşturmaktadır. Bu ısı yüksek oranda işlemci, yonga, ekran kartı ve sabit diskler gibi tümleşik devreler tarafından açığa çıkarılsa da, aslında kasa içerisindeki tüm devreler tarafından da katkı görmektedir. Kasa içerisindeki sıcaklık makul seviyelere indirilmediği müddetçe parçaların verimli ve güvenli çalışması tehlikeye girmektedir. Günümüzde oldukça küçülmüş bilgisayar boyutları ve bunun yanında ileri üretim teknolojisi ısı oluşumunu ve ısının elimine edilmesini kolaylaştırsa da, bu işlem için özel birimler kullanılması yaygındır. Bu özel birimler içinde yine yaygın olarak ısının dağıtıldığı yüzeyin artırılması amacı ile kullanılan ısı yayıcılar (heat sink) ve hava sirkülasyonunun iyileştirimesi amacı ile kullanılanfanlar çoğunluğu teşkil etmektedirler. Son dönemlerde kullanıcının kontrolüne açılan bir diğer teknik ise yazılımsal soğutma (softcooling) adı verilen, donanımın performansını düşürerek açığa çıkan ısıyı doğrudan azaltma amacı taşıyan fabrika çıkışlı bir yöntemdir. Yine son dönemde bilgisayar meraklıları tarafından, daha önce motorlu taşıtlarda kullanılan radyatör, akvaryum sistemlerinde kullanılanpompa ve genel amaçlı sıvı hortumları bilgisayar soğutma amacına adanmış olarak kullanılmaktadır. Bu yaklaşım sonucunda, birçok firma bu tür sistemleri parça bazında veya tümleşik çözümler şeklinde üreterek satışa çıkarmıştır. Bu yönteme yaygın olarak "sıvı soğutma" adı verilmektedir.

tr.wikipedia.org

Bilgisayarın Tarihçesi




Bilgisayar, en basit bakış açısıyla bir matematiksel işlemci, yani hesap aracıdır. Aslında aygıtın yaptığı işlem; bilgileri saymak değil, işlemektir.

Bazı kaynaklarda basit hesap makinesi olan boncuk dizini (abaküs), ilk bilgisayar olarak tanımlanmaktadır.
Abaküs
Geçmişi yaklaşık 2000 yıl öncesine dayanmaktadır. 1642 yılında Blaise Pascal (Fransa) tarafından yapılan hesap makinesine her ne kadar "dijital" (sayısal) dendiyse de bugünkü anlamda (LCD) dijital kavramından çok uzaktı. Kaba tuşlarla sayı girişi yapılarak toplama ve çıkarma dışında bir işlem yapılamıyordu.

1671'de Gottfreid Wilhelm von Leibniz (Almanya) tarafından tasarlanan gelişmiş hesap makinesi, ancak 1694 yılında hayata geçirilebilmiş olup, özel dişliler aracılığıyla dört işlemi yapabiliyordu. Ancak Pascal ve Leibniz tarafından yapılan bu aygıtlar yaygın kullanım alanı bulamamışlardır.

Ticari anlamda kullanılabilen ilk mekanik hesap makinesi 1820 yılında Charles Xavier Thomas tarafından yapılmıştır. Charles Babbage ise, uzun araştırmalar ve birkaç denemeden sonra buharla çalışan otomatik hesap makinesini 1823 yılında yapmıştır. Bu alanda ilk büyük gelişme; 1890'da Hermann Hollerith (ABD) tarafından yapılan ve delikli kart sistemiyle veri girişi yapılan bilgisayar olmuştur. Bu sistemde işlem hızının artması ve hataların azalması büyük bir ilerleme sayılmıştır. Asıl büyük ilerlemenin öncesini Howard Hathaway Aiken1937'de Mark 1 adını verdiği bilgisayarda yarı elektronik devreler kullanmakla yapmıştır. Mark 1'de delikli kart sistemiyle çalışmasına karşın; daha önceki benzerlerinden farklı olarak, logaritma ve trigonometri fonksiyonlarını da yapabilmekteydi. Yavaş olduğu halde, tam otomatik olarak çalışması ve uzun işlemleri çözebilmesi ona büyük avantaj sağlıyordu.

İlk bilgisayar Eniac
II. Dünya Savaşı sürecinde, ordunun daha hızlı bilgisayarlara gereksinim duyması, bilgisayar tarihinde bir devrim yaratan ENIAC'ın yapılmasına yol açmıştır.ENIACJ. Presper Eckert ve John W. Mauchly ekibiyle 1945 yılında yapıldı. En büyük özelliği; elektron tüpleri (bugünkü çiplerin atası) ve RAM (Random access memory) bellek kullanılması olmuştur. Tasarlanmış programları çalıştırabilme özelliğiyle ENIAC, geniş bir ev kadar (167 metrekare) yer kaplıyor ve saatte yaklaşık 180 kW elektrik harcıyordu. ENIAC'ın ardından kısa ömürlü olan ve DEVAC adı verilen bilgisayar ve, ticari anlamda satışa sunulan ilk bilgisayar olan UNIVAC'ın yapılması, 1952 yılına dek uzanmıştır.
İlk ticari bilgisayar Univac
1960'lı yıllardan sonra elektron tüplerinin yerini önce transistörler, daha sonra da yüzlerce transistörün birleşimi olarak tarif edilebilecek entegre devreler yer almıştır. Bugün bilgisayar teknolojisinde kullanılan mikroçipler ise, bir çok entegre devrenin birleşip küçültülmüş halidir.
Kişisel bilgisayar
Bilgisayarların çalışma prensibi; matematiksel işlem temeline dayanır. Çeşitli programlama dilleri ile hazırlanmış olan yazılımlar sayesinde, bir çok alanda kullanılabilmektedir. İnternetin insan hayatına girip yaygınlaşmasıyla bilgisayarın önemi daha da artmıştır. Güncel bilgisayarlar kişiselleşerek Personal Computer (PC) adını alarak, cebe sığacak kadar küçülmüş ve hızları büyük aşamalar kaydetmiştir. Gelişen teknolojiyle birlikte Bilgisayar fiyatları da giderek düşmektedir.....




tr.wikipedia.org

RSS FeedRSS

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Macys Printable Coupons