4 Mayıs 2012 Cuma

Uzay' da Kaç Kişi Var ?


Meraklıları için söyleyelim, uzayda şu anda kaç kişinin olduğunu bilmek mümkün. Nasıl mı?
Basit, “Uzayda şu anda kaç kişi var?” adlı siteye girip öğreniyorsunuz.
Bundan 51 yıl önce(12 Nisan 1961) Sovyetler Birliği vatandaşı Iuri Aleksèievitx Gagarin (Yuri Gagarin) uzaya gönderilen ilk insan oldu. O günden bu yana da Dünya dışına yolculuk kesintisiz devam etti. Ben bu yazıyı yazarken internet sitesine bakıyorum ve şu anda yörüngede 6 astronotun olduğunu görüyorum. Hepsi de Uluslararası Uzay İstasyonu’nda ikamet ediyorlar.
12 Nisan 1961’de Yuri Gagarin’in gerçekleştirdiği bu tarihi gezi anısına Uluslarası Uzay İstasyonu’ndaki astronotların da katkılarıyla First Orbit adlı film çekilmiştir. Bu film gezegenimiz etrafında gezerken Yuri Gagarin’in karşılaştığı tahmin edilen görüntülere yeni bir bakış getiriyor. Görüntülere, Gagarin’in tarih yazdığı anlarda söylediklerini içeren bir ses kaydı da eşlik ediyor.

www.en.globaltalentnews.com
www.bilim.org

Bataryası Bitmeyen Bilgisayar





Standford Üniversitesinden danışman profesör ve girişimci Jonathan Koomey ‘in dünyaca ünlü bilim ve mühendislik okulu MIT’nin ünlü “technology review” dergisi için kaleme aldığı Bilgisayar eğilimlerinin gelişmesi ile her şeyin değişeceğini konu edinen bu güzel yazısını siz değerli bilimorg takipçileri için derledik. Keyifli okumalar!.
Bilgisayarlar sadece ucuzlamıyor aynı zamanda her yerde sensörler ve nanodatalar sayesinde şarj edilebilir hale geliyor.
Bilgisayar performansları her yıl iki katı artarak önemli bir gelişme gösteriyor. 1970’lerden bu yana da her yıl bir buçuk kat gelişim gösteriyor. Ayrıca, Bilgisayarlar da birçoğumuz tarafından fark edilemeyen batarya verimliliği de performans gibi bilgisayar çağında 1,5-2 kat gelişim göstermektedir.
Her 1.5 yılda bir bilgisayarların enerji taşıması 2 kat faktörle artmakta.
Diz üstü bilgisayarları ve cep telefonları varlığını adeta batarya verimliliğine borçludur. Bu gelişmeler batarya ile çalışan cihazların uzun süreli şarjlı halde kalmasına öncülük ediyor. Bu anlamda ileriye dönük en önemli etki bu cihazların her 1.5 yılda bir geliştirilerek daha az güç harcayıp uzun süreli şarjlı halde kalıyor olmasıdır. Sonuç olarak daha az enerji ile yoğun işlemler yapan cihazlar gerçek zamanlı mobil bilgi ve iletişim teknolojilerin gelişiminin de önünü açmış olacak.
Ultra düşük enerji ile çalışan bilgisayarlar ile mümkün olunabilineceklere, Washington Üniversitesinden Joshua R. Smith’in keşf ettiği kablosuz batarya sensörleri örnek verilebilir. Bu sensörler televizyon ve radyo sinyallerinden yayılan enerjiyi toplayarak bilgisayarınıza iletebilir ve bu sayede çok düşük enerji ( ortalama 50 microwatt) ile bilgisayarınızı sürekli kullanabilirsiniz. Arka planda toplanabilecek enerji akışı,  her hangi bir dış güç kaynağına ihtiyaç duymadan ortamdaki ışıktan sıcaklığa kadar genişleyen bir çerçevede enerji yayan her kaynaktan alınabilinir. Buda sürekli bilgi akışının kesintiye uğramamasını sağlayacaktır.
MIT'de işletme profesörü olan Erik Brynjolfsson, mobil sensörleri sürekli bilgi akışını ve işlemleri sağlayacak “nanodata” lar olarak adlandırmaktadır.
Ne kadar bu eğilim devam edebilir? 1985’de Dünyaca ünlü fizikçi Richard Feynman bataryalardaki verimliliğin en az 100 milyarda bir faktörle gelişebileceğini belirtti. Şu anki verilerde gösteriyor ki 1985-2009 yılları arasında bu gelişim yaklaşık 40 bin faktörle ilerleme gösterdi. Bu demek oluyor ki bu işin tam potansiyeline başlanılmıştır.
Bunu daha net görebilmek için örneklemek gerekirse, 1991 yılının tam şarjlı bataryası ile günümüzde bir macbook air sadece 2.5 saniye çalışabilir. Benzer şekilde şu anda dünyanın en hızlı bilgisayarı olan Japon 10.5 petaflop fujitsu K, 12.7 megawatts gibi orta ölçekte bir şehre yetecek kadar enerji tüketmektedir. Fakat teoride, piller üzerindeki bu gelişim ile 20 yıl içerisinde sadece bir tost makinesi kadar enerji tüketecek hale gelecektir. Bu sayede bugünün diz üstü bilgisayarlarının yerini sonsuz güç çekebilen bilgisayarlar alacaktır.
Burada göze çarpan gerçek, enerji verimliliğinin sağlanması için dikkatlerin daha çok silikon tabanlı cihazların enerji verimliliği sürücülerine odaklanmış olması ve veri transferi olarak adlandırılan sensörler tarafından çevresel enerjinin toplanıp kablosuz bağlantılar ile iletilmesi çalışmaları üzerinde yeteri düzeyde durulmamasıdır. Bilgi iletim hızı, iletişim frekansı hakkında seçilen tasarımlar mobil cihazların işlem yapılmadığı zamanlarda kendi gücünü azaltması elektrik kullanımı açısında önemli bir etkiye sahiptir. Fakat, sensör ve yeni bilgisayar trendlerinden tam anlamda faydalanabilmek için batarya verimliliğinde de ilerlemenin olması kaçınılmaz bir gerçektir.
Uzun vadede enerji verimlilikli bilgisayar ile bilgilerin toplanıp analiz edilmesine ve daha iyi kararlar verilmesine kadar yeni bir bilgi akışı devrimi gerçekleşecektir. “İnternet düşüncedir.” anlayışı bu sayede tam anlamına kavuşacaktır. Az enerji tüketen cihazlar ile özellikle şirketler, hitap ettikleri kitle ile iletişimini ve bilgi akışını geliştirecektir. Bu sayede müşterisi ile etkin iletişim halinde olan endüstriyel kuruluşlar fazla üretim sorunlarını da çözebileceklerdir. Ayrıca, müşterilerden gelen etkin talepler değerlendirebilinecek ve hızlı çözümler sunulup yeni iş modelleri üretilebilinecektir. Bir başka nokta ise dünya ile etkileşimde daha sağlıklı bir yaklaşımla hareket etmeye yardımcı olacak ve bir takım varsayımları anında değiştirile bilinilmesi sağlanacaktır.
Tarihsel olarak, en iyi bilgisayar bilimcileri ve çip tasarımcıları yüksek performanslı bilgisayar teknolojilerin performans sorunları üzerinde durdular. Enerji tasarruflu piller bu sorunu çözmek için uğraşan teknologlar için çok cazip bir gelişme olarak görülüyor. Fakat bu gelişimler; insan ilişkilerinden,  toplumdaki bilgi iletimlerine kadar yeni problemler de getirecektir. Buna rağmen bu meydan okumayı görebilmek bile heyecan verici.

www.bilim.org

3 Mayıs 2012 Perşembe

Bu Canlılar Sizi 4 Dakikada Öldürebilir





Tabiatın yarattığı en ölümcül canlılar, bazen hiç beklemediğiniz anda karşınıza çıkıp, tehlikelinin de ötesinde zehirleriyle, sadece dakikalar içerisinde sizi öldürebilir...


Bahsettiğimiz yaratıklar, kobra yılanı ya da kara dul örümcekleri değil... Bu canlıları farkedip, kaçınmanız mümkündür... Oysa bunlardan çok daha tehlikeli olanlar, sessizce "sizi" bekler...

Örneğin, sahilde dolaşmaya çıktınız ve suyun içerisindeki güzel görünen kimi kabukları topluyorsunuz..
Bir anda, elinizde bir iğne hissetiniz. Öyle bir iğneki, bir an sonra sizi acıdan kıvrandıracak hale geliyor. Bu hızlı iğne darbesi ile, bilinen en etkili nörotoksin artık vücudunuzda...


Okyanuslardan, ormanlara dönersek... Bu güzel renklere sahip minik kurbağa ne kadar masum ve sevimli duruyor değil mi?..


Ona dokunun ve dakikalar içinde hayata veda edin... Diken yok, ısırmak yok, zehir yok... Derisini kaplayan salgının, sizin derinizle temas etmesi yeterli...

Yerliler, bu kurbağaların salgısını oklarına sürerek, gelişkin maymunları tek vuruşta avlayabiliyor... Dünyada bir insanı sadece dokunarak öldürebilen iki farklı hayvan var...

Brezilya'nın güneyinde, ormanda bir geziye çıktığınızı varsayalım. Sonunda yoruldunuz, ve bir ağaca yaslandınız. Yaslandığınız ağaçtaki bu tırtıl bir anda ilginizi çekti. Ve uzanıp, ona dokundunuz...


Bu tırtılın dönüşeceği kelebek, oldukça normal bir kelebek. Ancak, tırtılın üzerindeki tüyler için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Öyle ki, her yıl düzinelerce insan sadece bunlara dokunduğu için ölüyor...

Dikenlerdeki zehrin, kanın pıhtılaşmasını önlediği için oldukça acılı ve çirkin bir ölüm sözkonusu...


Tekrar serin sulara geri döndüğümüzde, bizi çok hoş olmayan bir canlı karşılıyor... Bir yılan...


Eğer Hindistan civarına yolunuz düşerse, bu su yılanı ile karşılaşmamaya çalışın. Zira, bilinen en ölümcül zehre sahip...

Sadece 1.5 miligramlık zehir, sizi öldürmeye yeterli olacaktır...


Denizde dalmaya karar verdiniz ve tabanda bir ilginçlik farkettiniz...

ve üzerine bastınız... Tebrikler, böylece kaya balığı tarafından sokuldunuz!..


Dakikalar içerisinde sizi öldürebilecek zehir, işin kötü tarafı değil ne yazık ki... Zehrin yarattığı acı o kadar yoğundur ki, zehre maruz kalanlar, oracıkta bacaklarının, kollarının kesilip atılması için yalvarırlar...


Denizin tabanından uzaktasınız, tırtıllara, "fazla" renkli kurbağalara karşı dikkat kesildiniz, etrafta görünen bir deniz kabuklusu da yok... Tehlike geçti mi?..


Avustralya kıyılarında yüzüyorsunuz, su tertemiz, serin, güneş ısıtıyor... Bu şartlarda, zaten çevresine çok benzeyen bir "canavarı" gözden kaçırmak kolaydır...


Chironex fleckeri adlı bu deniz anasının dokungaçlarındaki binlerce mikroskobik iğne, istemsizce yavaş bir sürtünmenizle harekete geçiyor ve vücudunuza bilinen en güçlü nörotoksini gönderiyor...


Vücudunuz en fazla 30 saniye süren bir acı şokuna maruz kalıyor... Aklınıza gelebilecek en korkunç acı... Bu 30 saniye sonrasında hayatta kalıp kalmamak, şansa bağlı denebilir...


Chironex fleckeri'nin dokungaçları koparılıp, kurutulduktan sonra bile, ıslandığı anda zehri tekrar iletmeye hazır hale geliyor...




www.haber.mynet.com

www.frmtr.com

Yumurta mı Tavuktan Çıkar Yoksa Tavuk mu Yumurtadan Sorusu Çözüldü...


Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar sorusuna Sri Lanka'dan yanıt geldi.

Bir tavuk, yumurtlamak yerine yavrusunu doğurdu.

Söz konusu tavuk yumurtlayıp daha sonra kuluçkaya yatmak yerine 21 gün boyunca yumurtasını içinde tuttu.

Civciv yumurtasından tavuğun içindeyken çıktı.

Yumurtasız doğan civciv tamamen sağlıklı ancak anne doğum sırasında hayatını kaybetti.

Bölgedeki kamu veterineri hayatında daha önce böyle bir şeye şahit olmadığını söyledi.

Olayın gerçekleştiği Welimada bölgesi baş veterineri PR Yapa ölen tavuğu inceledi.

Veteriner döllenmiş yumurtanın tavuğun içinde geliştiğini ancak bilinmeyen bir nedenle hayvanın zamanı geldiğinde yumurtlamayı başaramadığını ortaya çıkardı.

Yapılan otopside tavuğun yumurtanın kırılması ve civcivin doğumu sırasında ortaya çıkan iç kanama nedeniyle hayatını kaybettiği anlaşıldı.

Olay Sri Lanka basınında oldukça ilgi çekti.

Sri Lanka günlük gazetesi Daily Mirror ''Tavuk yumurtadan önce gelmiş'' manşetini attı.

www.veteknoloji.com

Bunlar Pokemon Değil Balık :)


Bildiğiniz tüm balıkları unutun... Okyanusun derinliklerindeki bu canlılar sizi çok şaşırtacak.


Angler Fish
Ortalama 1 metre uzunluğa sahip olan angler fishler Atlantik okyanusunda yaşıyor.


Red Lipped Bat Fish
Mevcut olan ayakları sayesinde hem karada hem de denizde rahatça ilerleyebilen Red Lipped Bat Fish’ler maksimum 40 cm uzunluğa ulaşıyorlar.


Blobfish
İnsanlar tarafından yeni yeni keşfedilmiş olan bu balık türü genellikle Avustralya ve Tazmanya açıklarındaki derin sularda görülüyor.


California sheephead
Pasifik okyanusunun ilginç canlısı yetişkin hale geldiğinde 90 cm uzunluğa ve 16 kilogram ağırlığa ulaşıyor.


Chimaera
Derin suların sakinlerinden olan Chimaeralar 2 metre uzunluğa kadar ulaşabiliyor.


Fanfin Seadevil
Minimum 700 maksimum 3000 metre derinlikte yaşarlar. 25 santimetre boyundalar.


Fangtooth
Son derece ürkütücü bir görünüme sahip olan iri gözlü fangfish’ler okyanusun 16 bin metre derinliğinde yaşıyorlar.


Frill Shark
19. yüzyıl başlarında insanlar tarafından varlığı keşfedilen Frill Shark’lar erişkin hale geldiğinde 2 metre uzunluğa erişebiliyorlar.


Giant Isopod
Uzunlukları 17 santim ile 37 santim arasında değişen Gian Isopodlar, maksimum bin yedi yüz gram ağırlığa sahipler.


Gulper Eel
Ortalama 3000 ila 6000 metre arasında değişen derinlikte yaşayan Gulper Eel 2 metre boyunda.


Human faced carp
Boyutları 50 cm ile 80 cm arasında değişen human faced carp mavi dünyanın en sakin canlılarından biri.


Jackknife fish
Atlantic Okyanusunun gri renkli canlısı 25 cm uzunluğunda. Jackknife fish metalik rengi sayesinde düşmanlarından kolayca gizlenebiliyor.


Leopard toothfish
Okyanusun 2000 metrenin üzerindeki derinliklerinde hayatlarını sürdüren bu balık türünün yavruyken 30 kilogram olan ağırlığı yetişkinlik döneminde 140 kilograma ulaşıyor.


Moray eel
150 santim uzunluğundaki Moray eel’in en büyük özelliği 180 derece açılabilen çene kaslarına sahip olması.


Ocean Sunfish
Derin suların güvenilir bekçisi ocean sunfish dünyanın en kemikli balığı olarak biliniyor.


Parrotfish
Scaridae ailesinin sevimli üyesi daha çok Kızıl Deniz, Atlantic, Hindistan ve Pasifik Okyanusu’nda görülüyor.


Pingpong Tree Sponge
3000 metre derinlikte yaşayan Pingpong Tree Sponge’lar ortalama 50 cm yüksekliğe sahipler.


Scaly Dragonfish
Okyanusun minimum 200 metre maksimum 1500 metre derinliğinde yaşarlar. 32 cm uzunluğa sahipler.


Scorpion fish
Sırt kısmında fazla sayıda dikenleri bulunan scorpion fish Avustralya’da yaşıyor. Saldırgan olmayan balık dikenlerine dokunulması halinde ölümcül etkiler yaratabiliyor.



Scrawled filefish
Hayatlarını sürdürmek için 1200 metre derinliğindeki suları tercih eden scrawled filefish’lerin boyutları 30 santim ile 90 santim arasında değişiyor.



Spookfish
400 ila 2500 metre arasında değişen derinliklerde yaşayan Spookfish 20 cm uzunluğunda.


Unidentified Anglerfish
Maksimum 4000 metre derinlikte yaşarlar. Boyutları ortalama 15 cm’dir.


Vampire fish
Yaşam için daha çok tropikal ülkeleri tercih eden 30 santim uzunluğundaki Vampire fish fosforlu gözlere sahip.


Walf ee
Anarhichadidae ailesinin üyesi walf eel Pasifik Okyanusu’nda yaşıyor. Ağırlığı ise maksimum 18 kilogram.

www.frmtr.com

RSS FeedRSS

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Macys Printable Coupons