2 Mayıs 2012 Çarşamba

Hubble Ultra Derin Alan Nedir?




Hubble Ultra Derin Alan, veya HUDF (Hubble Ultra Deep Field) Fornax takımyıldızının küçük bir bölgesinden, Hubble Uzay Teleskopu ile 24 Eylül 2003'ten 16 Ocak 2004'e kadar olan bir dönemde toplanan verilerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş resim.

İnsan gözünün algılayabileceği ve 13 milyar yıl öncesinden gelen ışıkla, evrenden bugüne kadar alınmış en derin resimdir. HUDF yaklaşık 10.000 galaksi içerir. Bu gökyüzü parçasının seçilme nedeni bu bölgede parlak yıldızların seyrek olmasıdır. Bu resimde görülen gökadaların (ayrıca Galaksi) çoğunun yeryüzündeki teleskoplarla kızılötesi dalgaboyunda görülebilmesine rağmen Hubble, görülebilen dalgaboyunda gözlem yapabilecek tek alettir. Bu resim 36.7 yay-dakika kareyi kaplamaktadır. Bu alan bizim için 1 metre uzakta tutulan 1 mm²'lik bir kâğıttan daha küçük olmakla beraber gökyüzünün on üç milyonda birinden küçüktür. Bölgenin merkezindeki yıldız USNO-A2.0 0600-01400432'dir.

Hubble Ultra Derin Alan çekimi için toplamda Dünya etrafındaki 400 dönüşü esnasında 800 poz çekmiştir ve bu pozların toplam süresi RGB filtreli kamera için 11,3 gün kızılötesi kamera için de 4,5 gündür. Ortalama bir poz süresi 21 dakikadır. Bütün gökyüzünün bu şekilde gözlemlenmesi yaklaşık 1 milyon yıllık bir çalışma gerektirir.

Tütünün Tarihçesi






Venezuela yakınlarında, Antiller'e bağlı küçük bir ada olan Tobago'nun ilk yerlileri, kırmızı ya da erguvan rengi çiçekler açan güzel bir bitkinin yapraklarını kurutuyor ve dinsel törenlerde bu kurumuş yapraklan ateşe atarak çıkan dumanları içlerine çekiyorlardı.

İspanyol fetihçilerinin keşfettiği bu bitki, XVI. yy.ın sonlarında Avrupa'ya getirildi ve tütün kullanma alışkanlığı hızla yayılarak moda oldu. O zamanlar tütün ya pipoyla içilir ya da çok ince kıyıldıktan sonra enfiye halinde burna çekilirdi. Tütünden sigara yapılması çok daha sonraki yıllara rastlar.

İspanya'da Fransız elçisi olan Jean Nicot, tütünün bileşimindeki alkaloitin tedavi edici bazı özellikler taşıdığını fark ederek bu alkaloite kendi adını verdi (nikotin). Hattâ, migren ağrılarını geçirmesi için Catherine de Meclicis'e ilaç olarak tütün tozu gönderdi.

bir devlet tekeli

Önceleri ilaç olarak kullanılan tütün, tedavi edici özellikleriyle kısa sürede ün yapmıştı: çoğu ülkelerde tütün satışının yasaklanmasına, din adamlarının tütün içenleri aforoz etmesine, hattâ Murat IV devrinde Osmanlı İmparatorluğu'nda konulan tütün yasağının idama varacak kadar ağır cezalara bağlanmasına rağmen alışkanlığın önü alınamamış ve sonunda çoğu hükümetler bu keyif verici maddeyi bir gelir kaynağı haline getirmeyi tercih etmişti.

Nitekim başlangıçta tütün ithalini tekeline alan (1862) Osmanlı Devleti, sonradan ithalâtı yasaklayarak yerli tütün ekimine tekel koydu. 1923'ten beri tütün alımı, tütün, sigara yapımı ve satışı devletin elindedir.


www.turkcebilgi.org

Rss Nedir? Ne İşe Yarar?





Günlük haber ihtiyacını karşılamak isteyenler, onlarca internet sitesini ziyaret etmek için çoğu zaman saatler harcar: Siteye gitmek, haberleri aramak, okumak, gerektiğinde kaydetmek ve sonraki sayfaya geçmek vakit alıcıdır. Bir diğer seçenek ise haber gruplarına üye olmak. Bu sefer de e-posta adresinizi verdiğiniz için spam ve virüs gönderilmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız.

İşte, yeni bir haber teknolojisi olan RSS de tam bu noktada devreye giriyor. Açılımı 'Really Simple Syndication' (Gerçekten Basit Dağıtım) veya 'Rich Site Summary' (Zengin İçerikli Site Özeti) olan RSS, iki açılımda da tek bir şeyi ifade ediyor: Haberlerin, e-posta karmaşasından ve siteleri dolaşma stresinden kurtarılıp, en kısa yoldan en fazla kişiye ulaştırılabilmesi.

'RSS-Feeds' veya 'RSS-Channels' (RSS Kanalları) her şeyden önce newsletter, yani haber bülteni şeklinde gönderilmiyor; tam tersine, bir RSS okuyucusu tarafından haberin yayınlandığı sayfadan alınıyor ve gösteriliyor. Haberler, bir başlık ve logoyla XML formatında gönderiliyor. Haberi okumak istediğinizde ise haberin başlığına tıklayarak haberin tamamını içeren HTML formatında hazırlanmış internet sayfasına gidiyorsunuz.

Bu tür bir haber alma yoluna gidenler için masraflar yok denecek kadar az. İnternet sayfası için hazırlanan haberler, bir uygulama tarafından tam otomatik olarak açılıp, RSS için uygun olan XML formatına dönüştürülüyor. Bu XML verisi okuyucu için gerekli bağlantıları, başlıkları ve markalamaları da içeriyor. Her yeni haber gönderimiyle beraber XML verisi de yeniden yazılıyor ve eski kayıtlar siliniyor. Bu şekilde, çoğu haber yenilemesinden sonra bile haber gönderimini hızlandırmak için veri boyutu düşük tutulmuş oluyor. Bu şekil bir haber akışına 'üye' olan kişinin yapması gereken şey, XML verisinin bulunduğu sayfayı okuyucu yazılıma girmek. Hangi RSS okuyucuyu tercih edebileceğinizi ve haber kanallarına nasıl girileceğini, yan sayfadaki kutuda bulabilirsiniz.

Klasik haber bültenlerinden farklı olarak, RSS tamamıyla anonim kullanılabilir.

E-posta adresi vermeniz gerekmediği için spam postalara maruz kalmanız da söz konusu değil. XML formatı sayesinde ise virüslere geçit verilmiyor ve RSS üyeliğinden vazgeçmek, bazı e-posta haber bültenlerinin aksine, gayet sorunsuz, yalnızca istemediğiniz kanalı silmeniz yeterli.

Bu sayede kullanıcılar kendi e-posta kutularının kontrolünü tekrar kazanabiliyorlar. Asıl şaşırtıcı olan ise bu kadar avantajlı bir teknolojinin uzun zamandan beri kullanıma açılamamış olması, çünkü RSS teknolojisinin temelleri 1999'da, internetin öncülerinden biri olan Netscape tarafından atılmıştı. İnternet tarayıcısı derleyen Netscape, bu yolla kendi portalı MyNetscape'e, başka sayfalardan içerik sağlamak istemişti. Ancak, Netscape'le beraber unutulmaya yüz tutmuş olan bu çok etkili RSS teknolojisinin faydaları, geçen ay karşılaştığımız spam ve virüs saldırılarından sonra tekrar gündeme geldi. Olaylardan bu yana RSS için talep ciddi bir şekilde arttı: s228'deki resimlerin de ortaya koyduğu gibi, şu sıralarda büyük medya kuruluşları RSS teknolojisine başvuruyor.

RSS teknolojisiyle haber formatında yeni bir sayfa açılıyor

Bu teknolojiyi daha da çekici hale getiren ise haber kanallarının kolayca oluşturulabilmesi. Bu günlerde birçok Weblog ve İçerik Yönetim Sistemi, hatta ev kullanıcıları bile bu teknolojinin özelliklerini kullanıyor. Bir internet sayfasının bu yeni haber formatına ne kadar çabuk ayak uydurabileceğini en iyi kanıtlayan çalışma ise 'myRSS' (http://myrss.com). Bu sitede herhangi bir sayfa RSS haber akışına dahil edilebiliyor ve anında myRSS üzerinden kayıt olunuyor. Hizmet şimdilik beta aşamasında olmasına rağmen sorunsuzca çalışıyor.

RSS hizmeti sunan haber sitelerinin bulunması

Peki bir sitenin gerçekten RSS hizmeti sunup sunmadığını nasıl anlayabilirsiniz? Bu teknolojiyi kullanan siteler sayfalarında RSS kısaltmasını veya üzerine tıklandığında sizi kendi RSS okuyucunuz aracılığyla habere ulaştıran renkli dikkat çekici XML yazıları kullanıyorlar. Ne kadar çok site RSS çatısı altında toplanırsa, haber aramak da bu ölçüde kolaylaşıyor ve siz de gün boyunca daha önemli şeylere zaman ayırabiliyorsunuz. Bu bağlamda ön plana çıkan www.newsisfree.com gibi online portallar, birçok haber kanalını bünyesinde barındırarak, kullanıcının çeşitli başlıklar ve kategoriler içinde keyfi düzenlemeler yapmasına olanak veriyor.

Haber kanallarının başka bir ilgi çekici özelliği ise web sitesi sahiplerinin işine yarıyor: Site sahipleri, istedikleri haberi kendi sitelerine rahatlıkla taşıyıp, haberi yayınlayan sitenin başlığı ve logosuyla birlikte ziyaretçilerin haber taleplerini karşılayabiliyorlar.

Bunun avantajı ortada. Artık haberleri kendiniz düzenlemek zorunda değilsiniz, buna rağmen güncel haberlere istediğiniz şekli verebilirsiniz. Tek dezavantaj ise, tüm haberi okuyabilmek için üzerine tıkladığınızda, haberi asıl yayınlayan sitenin ziyaretçi istatistiklerini yitirmemesi için haberin yayınlandığı kaynak siteye yönlendirilmeniz.

Yapılan hesaplar gösteriyor ki gelecek aylarda RSS'e olan talep ciddi bir şekilde artacak ancak sadece haber alanında değil. Microsoft (http://blogs.msdn.com) gibi yazılım geliştiricileri bile artık RSS teknolojisini uygulamaya geçmiş durumda.

RSS geleceğin en yaygın haber standardı olacak

RSS okuyucu içeren işletim sistemlerinin ve programların sayısı gelecekte de artmayı sürdürecek. Bunun en iyi örneği, Windows XP'nin takipçisi olan 'Longhorn' da haberlerin doğrudan masa üstünde görüntülenebilecek olması. Ayrıca şu anda sadece deneme sürümü mevcut olan yeni internet tarayıcısı Opera 7.5, bu sürümüyle beraber gelen e-posta programında bir RSS okuyucuya sahip olacak. Böylece RSS de e-posta kadar bilinir hale gelecek.

Amerikan başkanı George Bush bile geçen sene, bir tür günlük olarak kullandığı ve seçmenlerin de kendisine mesaj yazabildiği 'Bush Blog' (www.georgewbush.com/blog/index.rdf) ile seçim kampanyalarındaki yerini RSS ile sağlamlaştırdı.

RSS ARKA PLAN VE PRATİK

News Feed'lere abone olmak ve okumak


RSS haberlerini rahatlıkla okuyabilmek için, haberi yayınlayan sitenin haber başlıklarını içeren XML verilerini günde bir defa veya daha sık alıp istenilen formatta gösterebilecek bir okuyucuya ihtiyaç var. Bu okuyucu, tercihe göre tek başına bir program, bir Outlook eklentisi veya internet tabanlı bir servis olabilir. Habere tıklamanız halinde haberin tümü yayıncının sayfasında, HTML sayfasının bütün değişik görüntüleme olanaklarıyla size sunulacak.

Her şey için tek bir okuyucu

RSS okuyucu HTML sayfalarını çoğunlukla kendisi oluşturduğu gibi, aynı zamanda da birçok RSS standardını da desteklemekte. Bunun sebebi ise RSS'nin 0.9 sürümünden beri iki ayrı koldan geliştirilmiş olması.

RSS-DEV Working Group'un derlediği 1.0 sürümüyle UserLand firmasının derlediği 2.0 sürümü arasında bazı uyumsuzluklar ortaya çıkıyor ama buna rağmen farklı sürümler kullanıcı için sorun teşkil etmiyor. Almanca bir program olan 'FeedOwl' (www.rssreader.de) ve İngilizce bir program olan 'FeedReader' (www.feedreader.com), bedava ve baş- langıç için uygun seçenekler. Özellikler ve kullanım kolaylığı açısından daha üstün bir program olan 'FeedDemon' (www.feeddemon.com) ise 30$ fiyatla satılıyor ve 30 günlük deneme sürümü mevcut.

Aynen devam: RSS ve Outlook

E-posta ve haber almak için iki ayrı program istemeyen Outlook kullanıcıları, IntraVNews adlı eklenti ile RSS haberlerini alıp görüntüleyebilirler. (www.intravnews.com). Bunun için Microsoft'un geliştirdi ği .Net-Framework'ün yüklenmesi gerekli. Bu zahmete değer, çünkü böylelikle Microsoft Outlook'un RSS Feed arama ve kategorileri filtreleme özelliklerinden büyük ölçüde yararlanabilirsiniz.

RSS Feed Kullanımı

Teorik olarak RSS Feed'lere abone olmak, her site için aynı: Gezdiğiniz sitede bir RSS sembolü görürseniz, tek yapmanız gereken istediğiniz RSS bağlantısını RSS okuyucuya kopyalamak ve açılan yeni kanala bir isim vermek.

Zaten çoğu okuyucu, haber kanalının ismini girme işini XML üzerinden otomatik olarak yapıyor.

Daha da rahatı var: NewsGator (www.newsgator.com) gibi bazı RSS okuyucular, sağ tuş menüsüne bir eklenti koyarak istediğiniz bağlantıyı tek tıklamayla okuyucu yazılıma göndermenize olanak tanıyorlar. RSS okuyucunun XML verilerini hangi sıklıkla güncelleyeceğini bazen kanalı n kendisi, çoğu zaman ise kendiniz belirleyebiliyorsunuz.

Kaynak:

http://www.chip.com.tr
DM / Mete Pınar

Türk Patentli İcatlar





Ekonomik büyüme patent başvurularını artırdı. Türk Patent Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Yüksel Birinci, "Patent başvuruları son 3 yılda yüzde 50 artış gösterdi. Bu yılın ilk 8 ayında başvurular yüzde 80 arttı" dedi. Yüksel Birinci'nin verdiği bilgiye göre birçok ilginç buluş için de patent alındı. Bunların arasında, geriye sayaçlı trafik lambası, göz kamaştırmayan far, suda batmayan mayo, asansörlü korniş, yangın için sırt asansörü, yüzmeyi kolaylaştıran şort da var.
Birinci'nin verdiği bilgiye göre ilginç buluşlar ve patent başvurularında belirtilen özellikler şöyle:

Batmayan mayo
Mayonun orta kısmındaki kumaşın arasına, sıkıştırılmış köpük blokları yerleştirilmiş. Köpük suya karşı mukavemet gösterdiğinden mayoyu giyen çocuk bel kısmından sürekli yukarı doğru itiliyor. Bu buluşun bir benzeri de yüzmeye yardımcı olan şort. Deniz, yüzme havuzu, göl ve benzeri alanlarda, geliştirilmiş yapısıyla kişiyi su yüzeyinde tutmaya yardımcı oluyor.

Asansörlü korniş
Asansörlü korniş, perdelerin kolayca asılmasını sağlayan otomatik bir makara. Üzerindeki deliklerle lamaların tavana monte edilmesi kolaylaşıyor. Lama makaralarından gelen kayışlarla korniş üzerine somunlarla monte edilen küçük lama düzeneğinden oluşuyor. Kayışların serbest bırakılmasıyla korniş aşağı doğru iniyor, toplanmasıyla yukarı doğru çıkıyor.

Gazı önleyen cihaz
Özellikle rüzgârlı havalarda sobalardan gaz sızmasıyla meydana gelen ölümlere çare olarak düşünülmüş. Bir ucu soba borusuna, bir ucu baca çıkışına monte ediliyor. Sistem otomatik veya devamlı çalışıyor. Rüzgâr geriye teptiğinde hiç ısı kaybına neden olmadan gazları pervane yardımıyla dışarı atıyor.

Sırt asansörü
Yangın çıktığında çok katlı binalardan hayat kurtarmaya yarıyor. Aşağıya indirilecek kişinin sırtına askı kemerleriyle takılan sırt asansörü, halatın ucundaki kancayla balkon veya pencereye tutturuluyor. Kendini boşluğa bırakan kişinin ağırlığıyla gerginleşen halat, makarayı döndürüyor. Makaranın dönüş hızı mekanik kısımdaki sıra dişlilerce yavaşlatılıyor. Yavaşlatılarak dönen makaradan boşalan halat, asansörle birlikte kişiyi de yere yavaş indiriyor.

İklimlendiren ayakkabı
Ayakkabı tabanının imalatı sırasında içerisine açılan nakil kanallarının dışta kalan ağzı subaplı 5 aerosol kutusuna mevsime göre sıcak veya soğuk hava depolanıyor. Sistemde ayrıca mantar önleyici, ayak rahatlatıcı, koku verici preparatlar da yer alıyor.

'Ödüllü mucitlerimiz var'
2006 yılında, patent ve faydalı model belgesi almak için yapılan başvuruların 7 bin 500 adede yaklaştığını belirten Türk Patent Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Yüksel Birinci, başvurulardan 3 bin 500'ünün Türk vatandaşlarınca yapıldığını kaydetti. Türkiye'nin patent başvurularında Avrupa'da 11'inci sırada yer aldığını ve Türk mucitlerin uluslararası yarışmalarda ödül kazandığını ifade eden Birinci, şu bilgileri verdi:

"Geçen yıl ilk defa katıldığımız buluş fuarı IENA'da Türk mucitleri çeşitli ödüller aldı. Bu yıl 2-4 Kasım 2007 tarihlerinde düzenlenen dünyanın en büyük buluş fuarında Türk mucitleri üç ödül aldı. Serbest kategoride Murat Nural, devrilmeyen merdiven sistemiyle altın madalya ve Ersin Doğan yüksek güçlü lazer buluşuyla gümüş madalya aldı. Gürcan Gürses de seramik filtre üretim yöntemi buluşuyla kolej ve üniversite kategorisinde gümüş madalya kazandı."
Yerli patent başvurularının makine ve insan ihtiyaçlarında yoğunlaştığını belirten Birinci, yabancı başvuruların ise daha çok kimya ve ilaç alanında yapıldığını söyledi.

'Patent almak ücretsiz'
Patent başvurularını desteklemek amacıyla Türkiye Bilim ve Teknik Araştırma Kurumu'yla (TÜBİTAK) bir teşvik sistemi geliştirdiklerini kaydeden Birinci şunları söyledi:
"Patent almayı neredeyse ücretsiz hale getirdik. Başvuru sahibi sadece 25 YTL ödedikten sonra, diğer ücretlerin tamamı TÜBİTAK tarafından hibe şeklinde karşılanıyor. Ayrıca, uluslararası başvurular için de bir kısmı hibe, bir kısmı kredili olmak üzere teşvik imkânı mevcut."

'Erke için açıklama yapamayız'
Türk Patent Enstitüsü'ne yapılan başvuruların, resmi patent bülteninde yayımlanıncaya kadar gizli kaldığını vurgulayan Birinci, kamuoyunda oldukça ilgi uyandıran 'Erke dönergeci' ile ilgili olarak şunları söyledi:

"Patentin, patent bülteninde yayımlanma süresi 18 aydır. Bu süre, başvuru sahibinin erken yayın talebine göre öne alınabilir. Yayım gerçekleşene kadar başvuru konusu buluşla ilgili herhangi bir şekilde bilgi verilmez. Yayınla birlikte tüm kamuoyu buluştan haberdar olur. Erke Araştırmaları ve Mühendislik, başvuruda bulunduğunu basına bildirmişti.
Bu durumda, ancak ilgili şirketin bir başvurusu olduğunu teyit edebiliriz. İçeriğiyle ilgili bilgi veremeyiz."

Milliyet


www.turkcebilgi.org

1 Mayıs 2012 Salı

Dünyadan Muhteşem Yirmi Manzara



Hindistan Udaipur'daki "Lake Palace" otelinden "The City Palace"



Antarktika'daki Lemaire Kanalı



Atina'daki Lycabettus Dağı'ndan "Parthenon" tapınağı



Tibet'teki Lhasa Nehri'nden Potala Sarayı



Avustralya'daki Taronga Hayvanat Bahçesi'nden Sidney Limanı



Nepal'deki Sarankot bölgesinden Annapurna zirveleri



Fas'taki "Palais Jamai" otelinden Fes antik kenti



Fransa'da bulunan "Pont des Arts" yaya köprüsünden Paris



İtalya'daki "Villa San Michele"den Floransa


Meksika'da bulunan "Chichen Itza" arkeolojik sit alanından Yukatan Yarımadası



Peru'daki İnka kenti "Machu Picchu"



San Francisco'daki Marin Burnu'ndan Golden Gate Köprüsü



Londra'daki Waterloo Köprüsü'nden Aziz Paul Katedrali



Tanzanya'daki Ngorongoro Krateri



Boğazdan İstanbul seması



New York'taki Rockefeller Plaza'dan Manhattan



Tayland'daki Phang Nga Körfezi



Hong Kong Adası



Amerika'dan Rim bölgesinden Büyük Kanyon


www.frmtr.com

İlginç Bilgiler (4)



1. Insan kalbi, kani pompaladiginda yarattigi basinc ile kani 10 metre uzaga firlatabilir. (Tanrim!)

2. Bir domuzun orgazmi 30 dakika surer.(domuz olmak isteyen çok olabilir !!!!)

3. Basinizi surekli olarak bir duvara vurarak saatte 150 kalori harciyabilirsiniz. (Halen domuzun yaptigi ise inanamiyorum!!!)

4. Bir karinca agirliginin 50 kati agirligi kaldirabilir, 30 kati agirligi cekebilir ve zehirlendiginde her zaman sag tarafina dogru duser. (nasil tespit etmisler inanin cok merak ediyorum)

5. Bir hamambocegi 9 gun basi koparilmis olarak, acliktan olene kadar, yasayabilir (Yorum yapmayacam, igrenc cünkü.)

6. Bazi arslanlar gunde 50 defa ciftlesebilirler. (Domuzun durumu daha iyi sanki !!)

7. Sicrayamayan (ziplayamayan) tek hayvan fildir. (Bu, iyi bir haber!)

8. Devekusunun gozu beyninden daha buyuktur. (Boyle insanlar taniyorum!)

9. Deniz yildizinin beyni yoktur. (Boyle olan insanlar da taniyorum!)

10. Kutup ayilari solaktir. (Kim bilebilirdi? Acaba nasil buldular, ellerine kalem mi verdiler?)

11. Zevk icin sevisen yaratiklar sadece insanlar ve yunuslardir (E peki domuz,o ne oluyor?)


GÜZEL VE İLGİNÇ BİLGİLER....!!!

2. Bir köpekbalığı 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kanı hissedebilir.

3. Bır fare bir deveye oranla daha uzun sure susuzluğa dayanabilir.

4. insan midesi 2 haftada bir iç zarını yenilemek zorundadır aksi halde kendi kendini sindirir.

5. i harfinin üzerindeki noktaya ingilizler "Dedikodu" derler.

6. Bir bardak taze şampanyanın içine bir kuru üzüm atarsanız üzüm asansör gibi bardağın altından üstüne üstünden altına sürekli dolaşır.

7. Eğer ağzımıza attığımız bir şeye tükürüğümüz değmese onun tadını anlayamayız.

8. Erkek Peygamber Devesi dişinin kokusunu 7 mil öteden duyabilir.

9. George Washington evinin bahçesinde marijuana yetiştirirdi.

10. Zürafa kulağını 53 santim uzunluğundaki dili ile temizler.

11. Lübnan'da dişi bır hayvanla cinsel ilişkiye girmek serbesttir ama erkek hayvanla yasaktır.

12. Mc Donalds'ın karının % 40'ı çocuk menüsü satışından gelir.

13. Her insanın dilinin izi de parmak izi gibi farklıdır.

14. Tarihi fılm Ben Hur'da çekim ekibinin farketmediği kırmızı bir otomobil görünür.

15. Einstein 9 yaşına kadar düzgün konuşamamıştır. Ailesı onun özürlü olduğunu düşünmüştür.

16. Hergün doğan çocukların ortalama 12'si yanlış anne babaya verilmektedir.

17. Kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır.1950'den önce kenevir, ağaç kabuğu ve marijuana yaprağı kullanılarak yapılırdı.

18. Çikolatanın köpekleri öldürdüğü doğrudur. Onların kalbine ve sinir sistemine zarar verir. Yarım kilo kadar çıkolata küçük bir köpeği öldürebilir.

19. Birçok ruj çeşidi balık pulu içerir.

20. Katil balinalar köpek balıklarının midesine alttan torpil gibi vurarak onları öldürür.

21. Donald Duck çizgi fılmleri Finlandiya'da yasaklanmıştır. Nedeni kahramanların don giymemesidir.

22. Ketçap 1830'lu yıllarda ilaç olarak satılırdı.


İLGİNÇ BİLGİLER

Dünyanın en büyük hayvanı mavi balinadır. Aynı zamanda hayvanlar aleminin en hızlı büyüyen hayvanıdır. Kilosu 22 ayda 26 tona kadar ulaşır.

Dünyanın en hızlı hayvanı Leopar'dır. Hızı saate 100 km.'ye ulaşır.

Dünyanın en hızlı kuşu Boğazlı Kırlangıç'tır. 3 saniye süreyle saatte 128 km. sürate ulaşmıştır.

İyi bakılan ve erken yaşlarda kısırlaştırılmış bir tavşan 8 ila 12 sene yaşar.

Kediler 100 değişik ses, köpekler ise 10 ses çıkartabilirler.

Son 4000 sene içerisinde herhangi yeni hayvan evcilleştirilmemiştir.

Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gereklidir.

Atlar bir aya kadar ayakta kalabilirler.

Kedilerin herbir kulağında 32 adele vardır.

Bir inek hayatı boyunca yaklaşık 200.000 bardak süt üretir.

Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir.

Karıncalar uyumaz.

Her sene Amerika'daki hayvan bakım yerleri 30.000 kedi ve köpeği uyutma mecburiyetinde kalıyorlar.

Hastalanmayan tek hayvan köpek balıklarıdır.

2.600 değişik cins kurbağa vardır.

Yılanlar duyamaz.

Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.

Filler zıplamayan tek memelidir.

Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğin ki kadar gelişmiştir.

Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.

Atların, insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.

Fareler kusamaz.

Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.

Kutup ayıları solaktır.

Bir karınca kendi ağırlığının 50 katı ağırlığı kaldırabilir.

Zürafalar 35 cm. uzunlukta siyah bir dile sahiptirler.

Yunuslar gözleri açık uyurlar.

Kangurular geri geri yürüyemezler.

Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.

Hayvanlar aleminde sadece domuzlar güneşten yanabilir.

Sineklerin beş gözü vardır.

Baykuş, mavi rengi görebilen tek kuştur.

Dünyada insan başına düşen karınca sayısı 1 milyondur.

Sığırların dört tane midesi vardır.

Zürafalar yüzemez.

Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar.

Penguen yüzebilen, ama uçamayan tek kuştur.

Dünyada en tehlikeli hayvan sivrisinektir. Çünkü insanların ölümüne en fazla sebep olan hayvandır.

Hipopotamlar ağızlarını içine 1.20 cm.'lik bir çocuğun sığabileceği kadar geniş açabilirler.

Tüm dünyadaki kedi ve köpekler yılda 11 milyar dolarlık mama tüketiyorlar.

Bir sineğin hızı saatte sekiz kilometredir.

İnsanları parmak izinden, köpekleri ise burun izinden tanımak mümkündür.

Kedi ve köpekler insanlar gibi ya sağ ellerini çok kullanırlar ya da sol.

Kirpiler suda batmaz.

Develerin üç tane kaşı vardır.

Bir ıstakoz, ancak yedi senede, yarım kilo alabilir.

Salyangozların 25.000 civarında dişi vardır.

www.frmtr.com

Morse Telgrafı



1793'te Convention Meclisi, Claude Chappe'inkini resmen tanıdı diye öteki mucitlerin kabuklarına çekildiklerini ve kendilerini yenilmiş saydıklarını sanmamalıyız. Mucit her şeyden önce inançlı kişidir. Dehasına çılgın bir güven vardır ve hatta bir rakibin başarısı bile kendisinin yanlış yolda olduğuna inanması için yeterli değildir. Öyle ki, Chappe şebekesi kurulup işletilmeye başlandığı halde, optik telgrafın en iyi yol olmadığına, ses ve elektriğe dayanılarak daha verimli sonuçlar alınabileceğine inananlar, kanılarına uygun araştırmalarını sürdürmeye devam ettiler.

Özellikle elektrikli telgraf birçok muciti meşgul etmekteydi. Çünkü gece ve sisten etkilenmeyişi, düzenli kullanılmasını ve güvenilir bir araç olmasını sağlayacak bulunmaz bir nitelikti. Böyle düşünenlerin başında Georges Lesage (1724-1803) gelmekteydi. Meydana getirdiği her biri alfabenin bir harfini yollayan 24 tellik makineyi 1774'te denemeye koydu. Ucuna bağlanan bir elektrostatik makineyle elektriklenmiş olup öbür uçta bulunan ufak bir topu itmekteydi. Bu sistem değişik şekiller altında Fransa'da Lomond, Almanya'da Reiser, İspanya'da Bettancourt, sonra da Salva tarafından denendi.

Bunların iki ortak kusuru vardı: Önce, elektriklenmiş maddelerin itilmesi makinenin alıcı kısmında karışıklıklar çıkarmaktaydı, sonra daha da önemlisi, elektrostatik deşarj, pratik olmayan bir araçtı. Bu, 1800'de Volta pillerinin icadından sonra daha belirli olarak meydana çıktı. Bu pil, araştırmacıların emrine sürekli bir akım vermekteydi.

Bundan ilk yararlanmasını bilen Bavyeralı bilgin Soemmering oldu. Onun da makinesinde Lesage'inki gibi 24 hat vardı ve bunların her birinin karşı ucu bir voltametreye bağlı duruyordu. Gönderilen harfler, o harflere karşılık olan voltametrenin içinde meydana getirdiği baloncuklardan anlaşılıyordu. Makine henüz işe yarayamayacak ilkellikteydi ve kullanılır hale gelmesi için daha birçok icatların yapılmasını beklemek gerekti.

Bu buluşlar 1819 -1833 yılları arasında yapılan elektrodinamik konusundaki icatlardır. Bu alanda Oersted. Ampere ve Faraday gibi büyüklerin adları duyuldu. Bu kişilerin araştırma ve icatları sayesinde telgrafçılar elektro-mıknatıs gibi kımıldayan toplarla ya da pilde oynaşan baloncuklarla kıyaslanmayacak duyarlıkta bir araç elde ettiler. Mıknatıs konusunda araştırmalar da yapmakta olan büyük Matematikçi Gauss, Fizikçi Weber'le birlikte 1833'te Goetingen'de bu ilkeyle işleyen bir elektrikli telgraf istasyonu kurdu. Bu alıcı aynalı bir galvanometre olup mesajları yansıyan ışıklar şeklinde alıyordu. Bu ilkeyi Gauss ve Weber'le aynı zamanda başkaları da kullanmaktaydılar: Rusya'da Schilling, (1786-1837), İskoçya'da Ritchie ve Alexander...

Aynı ilkeye dayanan bu çalışmaların ayrı yerlerde ve aynı zamanda sürdürülmesi elektrikli telgrafın verilerinin birleştirilmiş ve kafalarda imgelenmiş olduğunu ispatlamaktadır. Bilim adamları gerekli öğeleri getirmişlerdi, iş teknisyenlerin hüner ve yaratıcılığına kalmıştı. Güçlü hayal ve hüner sahibi mucitler hemen hemen bütün büyük ülkelerde bulunduğundan telgrafla ilgili bir yığın projeler meydana getirilmekteydi.

İngiltere'de, Schilling'in deneylerini izlemiş olan Cooke adlı bir öğrenci Charles Wheatstone (1802-1875) adlı bir bilginin yardımıyla 1837'de kadranlı bir telgraf imal etti. Bunda harfler galvanometrenin beş iğnesiyle gösterilmekte ve bu iğneler vericinin maniplesine aynı sayıda telle bağlı bulunmaktaydı.

Almanya'da, Münih Üniversitesi fizikçisi Cari Steinheil (1801 -1870) pilin yerine iki yönde akım veren bir endüktör kullandı. Ve bu iki akımı bir elektromıknatısın üzerine uyguladı. Makine gerektiği gibi işletildiğinde, alıcıda elektromıknatısların karşıtlı sapmaları görülüyordu. Bunlara birer kalem bağlanıp önünde bir kâğıt şerit çevrildiğinde, kâğıda şekiller çizilmekte ve bunlar önceden tespit edilen kotlarla yorumlanabilmekteydi. 1837-1838 yıllarında Steinheil bunu bir millik uzaklıkta denedi. Cooke'unkine olan üstünlüğü tek telle işlemesiydi ve akımın dönüş teli de kaldırılmıştı. Mucit-bilgin toprağın dönüş iletkenliği görevini yapabileceğini bulmuştu.

Amerika'da telgrafçılık alanına atılan kişi bir öğrenci ya da bir bilim adamı değil, ünlü bir ressam oldu: Samuel Morse. 27 Nisan 1791'de dünyaya gelmişti. O da Fulton gibi sanata İngiltere'de ve Benjamin West'in desteğiyle atılmıştı. Yoksulluk ve türlü mutsuzluklarla geçen yıllardan sonra A.B.D.'nin resmi ressamı olmuştu. Tumturaklı ve usta fırçasıyla ülkesinin önemli tarihi olaylarını tuvale aktarmaktaydı. Bundan başka Washington, La Payette, Monroe gibi ünlü general ve siyaset adamlarının portrelerini yapmıştı. Öyle ki, 1829'da Fransa'ya geldiğinde bir ünlü kişi sıfatıyla akademi artistleri ve siyaset adamları tarafından karşılandı.

Bununla birlikte adını ölümsüzleştirecek olan hikâyesi, 3 yıl sonra Amerika'ya dönmek üzere bindiği Fransız gemisi Sully'de başladı. Orada, öğrenimini Fransa'da yapmış olup belki de hatıra diye ülkesine bir elektromıknatıs götürmekte olan vatandaşı genç kimyacı Charles Jackson ile tanıştı. Bu araç hakkında gemide yapılan tartışmalar Morse'un ilgisini çekti. Ancak, bir ressamdan beklenmeyecek kadar bu konulara yakınlığı olsa gerekti ki, geminin kaptanına gerçek bir kehanet diye niteleyebileceğimiz şu sözleri söylemişti:

"Kaptan, günün birinde telgraftan dünyanın harikalarından biri diye söz ettiklerini duyarsanız, onun 13 Kasım 1832'de Sully'de icat edildiğini hatırlayın."

Havadan bir söz mü? Sanatçı düşleri mi? Bunları söyleyemeyiz. Çünkü 1837'de, İngiltere'de Cooke ve Wheatstone, Almanya'da Steinheil, kendi icatları olan telgrafların beratlarını alırlarken, New York'ta resim sanatı profesörü olan Morse da aynı formalitelerle meşguldü. Makinesi kısa bir süreden beri birçok ülkede kullanılanlara benzer bir mekanizmaya sahipti: Dokunulduğunda elektriklenip devreyi kapatan eksenli bir maniple, alıcıdaysa elektromıknatıs tarafından çekilen oynak bir armatür ve bunun bir kâğıt şeridi üzerinde bıraktığı izler... Çalışmalarına Mühendis Alfred Vail da katılmış ve mucite bazı çok yararlı bilgiler vermişti. Bunlardan en önemlisi bugün Morse dediğimiz alfabe konusuyla ilgili olanıdır.

Morse telgrafını dünyanın çok kısa bir sürede benimsediği ve fabrikatörlerin imal etmek için birbirleriyle yarışa başladıkları sanılmasın. Gerçekten, Cooke-Wheatstone ya da Steinheil'inkinden belli üstünlükleri yoktu. Kaldı ki bir ressamın, bilginlerin alanına burnunu sokmasını kimse hoş karşılamıyordu, İngiltere işi teknisyenliğe döküp zavallı Cooke'u uzaklaştırmış olan Wheatstone'dan başka kimseye güvenmeye niyetli görünmüyordu. Almanya da yalnız Steinheil'i tutmaktaydı, Fransa ise hâlâ Chappe'dan vazgeçmiyordu. Morse'a da başkent başkent dolaşıp hükümetlere, icadıyla ilgilenmeleri için dil dökmek kalıyordu.

1848'de İngiltere'deki birçok demiryolu şirketi Wheatstone'un sistemini uygulamaya başlamıştı bile. Ve yalnız ulaşımda kullanmakla yetinmeyip halkın hizmetine de sunmuşlardı. Öte yandan Bavyera'da Steinheil, Prusya'da karmaşık ve güç bir sistem olan Siemens-Halske kullanılmaktaydı. Avusturya, Wheatstone'un bir değişik şekli olan Bain sistemini kabul etmiş. A.B.D.'deyse Morse, Senato'yu sonunda ikna edebilmiş ve Meclis, Washington-Baltimore arasında (64 km.) bir hat kurulması için 30.000 dolarlık kredi verilmesini kabul etmişti.

Bu kararın tarihi, deneyin de yapıldığı 24 Mayıs 1844' tür. Morse, jüri ve davetlilerle birlikte Washington'da bulunuyordu. Vali ise Baltimore'daydı. Genç bir kız İncil'i açtı ve şu başlığı okudu: "Tanrı neyi yarattı?" Morse, Baltimore'a bu cümleyi iletti ve Vail derhal aynı şeyleri geri gönderdi. Karşılığın çabukluğu inançsızların duraksamalarını bir anda sildi ve Baltimore'dan bir ailenin, telgrafla akrabalarına sağlık haberini göndermesi üzerine taşkın heyecan gösterilerine dönüştü. Morse'un kaderi yeni bir şekil almıştı. Elbette, her büyük icattan sonra olduğu gibi aleyhine üst üste davalar açılacaktı, ama mucit başardığına ve zamanın kendi lehine çalışacağına emindi.

Morse'un karşılaşacağı en büyük güçlük, kendisinin de tahmin ettiği gibi, kurulmuş olan tesisleri yıkmaktı. Gerçekten uygar ülkelerin çoğunda telgraf bir süreden beridir işlemekteydi, öyle ki, büyük masraflarla meydana getirdikleri tesisleri, yeni bir makine için bozmaya hiç biri niyetli görünmüyordu.

Steinheil değerli bir bilgin olduğu kadar mert karakterli bir insandı. Rakibinin sistemine ilk katılan o oldu. Böylece Alman şebekesi Morse'la donatıldı ve 1850'de 2.400 km.'yi aştı. Hollanda şebekesi 1845'te ve Morse'un, Wheatstone'u güçlükle yendiği Belçika şebekesi de 1847'de açıldı. Aynı tarihte fizikçi ve siyaset adamı Carlo Matteuci (1811-1868) İtalya'yı önce kadranlı bir makineyle, sonra Morse'la bu devreye kattı. Onu 1850'de Rusya, 1852'de İsviçre, 1845'te İspanya izlediler.

Ya Fransa? Geleneksel Chappe'a sıkı sıkı sarılmış olan hükümet ve yöneticiler elektrikli telgrafın ateşli taraftarlarının şiddetli yermelerine inatla karşı koymaktaydılar, İngiltere'de Wheatstone'un, Bavyera'da Steinheil'in sistemleri güzel güzel işliyor, Amerika'da Morse'un New York-Baltimore hattının başarısının yarattığı heyecanın yankıları ta oradan duyuluyor ve Fransa durmuş, Chappe kulelerini geliştirmeye bakıyordu. Bu utanç verici gecikmeye şiddetle dikkati çeken Arago oldu. Bu konuda nasıl olduysa, demiryolundakinden daha sağduyulu bir davranışı benimsemişti. Böylece, 1844 yılında, Paris-Rouen arasına bir deneme hattı çekilmesi için 240.000 franklık bir kredi verilmesi kabul edildi ve işlerin yönetimine Mühendis Louis Breguet (1804-1883) atandı.

Bu ad, yüzyılın en ünlü saat ve Chappe araçları yapımcısı Abraham-Louis Breguet'den (1747-1823) ötürü saygıyla anılmaktaydı: Torunu Louis Breguet bu ünü hem pekiştirmiş, hem bilgin soyunun devamını sağlamıştı. Oğlu Antoine Breguet (1851 -1882) sanayi elektrikçilikte ün yapmış ve torunu Louis Breguet, havacılığının öncülerinden ve kahramanlarından biri olmuştur.

Paris-Rouen hattını kurmakla görevlendirilen Breguet'nin her şeyden önce çetin bir sorunu çözümlemesi gerekiyordu. Telgraf idaresi müdürü Alphonse Foy, servislerinin bu faaliyete yardımcı olmalarını ilke olarak kabul etmekle birlikte, kurulacak istasyonun, Chappe'ın işaretlerini vermesini şart koşuyordu. Breguet bu kalın kafalıyla mücadeleden yılmadı ve onu, iğneleri Chappe'ın hareketlerini tekrarlayan bir kadranlı makine göstererek kandırdı.

Paris-Rouen hattı yenilik taraftarlarını haklı çıkarttı. 1846'da yeni bir hattın (Paris-Lille) kurulmasına karar verilmesi, Fransa'nın da elektrikli telgraf çevresine katıldığına işaretti. Zaten Foy-Breguet sistemi sekiz yıl sonra değiştirildi ve Morse kabul edildi, öte yandan kadranlı Breguet telgrafı demiryolu şirketlerince yüzyılın sonlarına kadar kullanıldı.

A.B.D. telgraf telleriyle örülüyordu. Bunların uzunluğu 1855'te 45.000 km.'yi bulmuştu. İngiltere dışında Avrupa ve dünyanın çoğu ülkeleri Morse makineleriyle donanmıştı. Yaşlı mucit hayatının son yıllarında üne, huzura ve servete kavuşmuştu. Kendisine bir ata gibi saygı gösteriliyor, madalya ve onurlar veriliyor, akademiye seçiliyor, kendi heykel -anıtının açılış töreninde bulunuyordu. 2 Nisan 1872'de öldüğünde adı, bir özel ad olmaktan çıkmış, cins 'isim' olarak sözlüklere girmişti.


www.turkcebilgi.org

RSS FeedRSS

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Macys Printable Coupons